Başkan Biden döneminde, sorunların buzdolabına konulmasıyla dört yıl boyunca bir durgunluk yaşayan Türk-Amerikan ilişkileri, önümüzdeki günlerde önemli gelişmelere gebe. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la telefon görüşmesinin üzerinden bir hafta ya geçti ya geçmedi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan soluğu Vaşington’da aldı. Hakan Fidan’ı, önümüzdeki günlerde MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın izlemesi bekleniyor. Daha sonrasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’yi ziyaretinin gündemde olduğu anlaşılıyor.
Esrarengiz bir telefon görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki aylık icraatıyla herkesi şaşkına çeviren ABD’nin çiçeği burnunda Başkanı Trump ile 16 Mart’ta esrarengiz bir telefon görüşmesi yaptı. Esrarengiz dememin sebebi, kimsenin ne konuşulduğunu bilmemesi. Kim kimi aramış,o da belli değil. Görüşmeyle ilgili tek resmi açıklama, İletişim Başkanlığı’ndan geldi. Görüşmenin ardından internet sitesine konulan altı paragraflık açıklamada, görüşmede Türkiye ile ABD arasındaki ikili ilişkilerin, bölgesel ve küresel konuların ele alındığı belirtiliyor. Açıklamada devamla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesi ve Suriye’de istikrarın yeniden sağlanmasına ilişkin Türkiye’nin görüşlerini Trump’a ilettiği ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, terörle mücadelede işbirliği ve F-16 sürecinde ABD’den beklentilerini dile getirdiği kaydediliyor. Trump’ın söylediklerine ilişkin açıklamada tek bir cümle yok.
Özel Temsilci Witkoff’un Türkiye’ye ilişkin beyanları
Bakmayın siz Trump’ın zaman zaman golf sahasından telefonla konuştuğunun söylenmesine. Bu tür görüşmeler öyle birilerinin telefona sarılmasıyla bir anda gerçekleşmez. Önceden özel kalemler arasında dakikası dakikasına belirli bir saat üzerinde mutabık kalınır, hangi konuların ele alınacağı konusunda karşılıklı bilgilendirme yapılır, ona göre konuşma notları hazırlanır, görüşmenin kayda alınması için gerekli tertibat alınır.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndan veya Beyaz Saray’dan telefon görüşmesine ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı. Daha da garibi Amerikan medyasında görüşmenin izine rastlamak da pek mümkün olmadı, taa ki “Gölge Dışişleri Bakanı” Steve Witkoff, ABD’li gazeteci Tucker Carlson’ın internet üzerinden yayınlanan televizyon programına konuk olana kadar. Carlson’ın Türkiye konusundaki görüşlerini sorması üzerine Witkoff, 16 Mart’taki telefon görüşmesini “muhteşem” ve “dönüşümsel” olarak nitelendirdikten sonra gündemdeki Husiler, Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail’de yaşananlar nedeniyle medyada yeterince yankı bulamadığını, ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi Barrack’ın iyi bir iş çıkardığını, aralarında kişisel ilişkiler bulunan iki liderin görüşmesinden sonra Türkiye’den iyi ve olumlu haberler geldiğini ve bunun neticelerinin önümüzdeki günlerde görüleceğini belirtiyor.
Türkiye’den iyi ve olumlu haberler geldiğini okuduğumda gözlerime inanamadım. Bir kez de “YouTube” üzerinden kendim dinledim. Gerçekten Witkoff, Türkiye’den gelen haberlerle ilgili olarak “good and positive news” kelimelerini kullanmış. Mülakat 22 Mart’ta yapılmış. ABD dış politikasının parlayan harika çocuğu Witkoff, ya Türkiye’de 19 Mart’tan bu yana olup bitenlerden bihaber, ya da işine gelmediği için görmezden geliyor. Ayrıca iyi bir iş çıkarttığını belirttiği yeni Ankara Büyükelçisi de henüz görevine başlamadı, bildiğim kadarıyla kongre onayını bekliyor. Witkoff bu zekâyla Ukrayna-Rusya Savaşını sona erdirecek, Filistin sorununu çözecek. Ne diyelim? Allah akıl fikir versin.
Türk-Amerikan ilişkilerinin farklı bir ivme kazanması mümkün mü?
Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta başındaki Kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın ikinci döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin farklı bir ivme yakalamasının mümkün olduğunu ifade etti. Trump da yeni Ankara Büyükelçileri Tom Barrack’ı kabulünde, “Türkiye güzel ülke, lideri de iyi lider” demiş.
Türk-Amerikan ilişkilerinin sorunlar yumağı hayli kabarık. “FETÖ Terör Örgütü” elebaşısı Fethullah Gülen’in iadesi meselesi, kendiliğinden halloldu. Suriye’nin geçici devlet başkanı Ahmet Şara ile YPG başkomutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan protokole, gerek ABD’nin, gerek Türkiye’nin en azından zimni onay verdiği dikkate alındığında Suriye’nin geleceği konusunda ana hatlarıyla da olsa bir uzlaşı sağlanmış gibi görünüyor. Trump’ın esas mesleği tüccarlık. Türkiye’ye F-16 ve F-35 satışlarının sırf ticari mülahazalarla önünü açması kuvvetli bir ihtimal.S-400’ler ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması konularındaki görüşmelerde belirli bir mesafe alındığı anlaşılıyor. Savunma ile ilgili sorunlarda paket çözüme de gidilebilir. Ama ikili ilişkilerde farklı bir ivme yakalanmasının önünde öyle bir engel var ki, aşılması kolay kolay mümkün değil. Türkiye’nin Hamas’la arasına mesafe koyması, Filistin konusunda söylemini yumuşatması ve Gazze’de vahşice saldırılarına yeniden başladığı bir dönemde İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesi. Savunma Bakanı Pete Hegseth koltuğuna oturmadan, “Amerika’yı seviyorsan, İsrail’i de seveceksin” demişti. Bu mesajın Başkan Trump tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Marco Rubio tarafından da Hakan Fidan’a bu kere daha güçlü ifadelerle iletilmiş olması kuvvetle muhtemel.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zor tercihi
Bu kez Türkiye’nin işi daha zor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Orta-Doğu’daki hanedanların pek hoşuna gitmese de Arap sokaklarında karşılığı olan bir lider. Türkiye’de oy tabanı muhafazakâr kesimlere dayanıyor. Trump’ın talepleri, Erdoğan’a Arap sokaklarını, içeride de oylarının düşme eğiliminde olduğu bir dönemde milli görüşten gelen oyları kaybettirebilir. Trump’ın Beyaz Saray’da kendisinin hoşuna gitmeyen sözler sarf edenleri nasıl payladığına birkaç kez şahit olduk.
Bu şartlar altında Vaşington’a gitmek mi zor? Kalmak mı zor?