CHP’nin işi zor, çok zor!

1971 Askeri Darbesi sonrasında, Türkiye’nin çağdaşlaşması önünde sorun yaratan iki önemli süreç vardı:

1) Kentleşmenin, kültürel, toplumsal ve ekonomik yozlaşmış hali olarak Demokratik Endüstrileşme’yi engelleyecek olan gecekondulaşma...

2) Nüfusun kültür, bilgi ve bilinç düzeyini geri götürecek olan dinci eğitim.

Bu iki süreç, 1971’den itibaren, Ecevit’in ilk ve Erdal İnönü’ün koalisyon dönemlerine rağmen, Emperyalizmin ve içerideki Cumhuriyet karşıtlarının ısrarlı direnmeleriyle, ülkeyi 1980 Askeri Darbesi’ne ve bugünlere taşıdı.

Bu süreçler ve Emperyalizm, bugün Türkiye’nin önünde Demokratik Rejim açısından daha da tehlikeli üç yeni süreç üretmiş görünüyor:

1) Tarikatlar sorunu.

2) Sığınmacılar sorunu.

3) Şahsım Devleti’nin egemenliği sorunu.

***

1) 1961 Anayasası’nın istismarı ve 1982 Anayasası’nın desteği ile, Demokratik Rejim düşmanı tarikatlar güçlenerek devlete iyice sızdılar.

Bütün kritik bakanlıkların kadroları onların müritleriyle, mensuplarıyla dolu.

Bütün bütçe olanakları onların elemanlarına, kurdukları vakıflara, derneklere tahsis ediliyor.

Zaten bütün yürütme yetkisi de “Tek Şahsın” elinde.

Ama o “Tek Şahıs” da, tarikatların etkisinde.

Oysa tarikatların, “ülkenin kalkınması”“üretimin ve milli gelirin artırılması”“gelir adaleti sağlanması”“halka hizmet” filan gibi dertleri yok...

Tek hedefleri, güçlenmek, mürit, mensup sayısını ve sömüreceği kaynaklarını artırmak; bu amaçla da kamu kaynaklarını kullanmak!

***

2) Sığınmacılar, nüfus yapısını hızla değiştiriyor:

Resmi olmayan hesaplamalara göre “sığınmacılar”, kritik eşik olan yüzde 10 oranını bile aşarak 10 milyonu geçti.

Sığınmacıların ne dilleri ne kültürleri ne yaşam biçimleri ve hatta ne de hedefleri, içinde bulundukları topluma uygun.

Dolayısıyla, Türkiye’nin kurumları, kuralları, gelenekleri, kaynakları, bu insanların “yurttaş” olarak “insanca” yaşamalarını sağlayacak nitelikte ve nicelikte değil.

Bu uyumsuzluk ve bu yetersizlik, ciddi bir “insanlık” sorunu:

Batı Emperyalizminin Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da yol açtığı yıkımın bedeli, tek başına Türkiye’ye ödetilmek isteniyor.

Üstelik bu sorun, sabit sayılarla ifade edilebilecek bir konu da değil; sığınmacılar her yıl 1 milyona yakın çocuk doğuruyor.

Bu gerçek, sadece Türkiye’ye fatura edilmek istenen bu “sığınmacılar sorununu” bir insanlık trajedisi haline getiriyor.

Ayrıca bu “İnsanlık Trajedisi”, Türkiye’nin bir “Rejim Sorunu” da oluyor:

Ülkenin zor zor eriştiği “uygarlık düzeyinde” kurmaya ve işletmeye çalıştığı “Demokratik Rejim”i, yeniden “Ortaçağ” karanlıklarına geri götürmek isteyen iktidara destek veriyor.

3) Bu iki süreç, Türkiye’nin önündeki üçüncü sorunu “Şahsım Devleti’nin Süreklilik Kazanması” sürecini gündeme getiriyor.

Demokratik Cumhuriyet Rejimi’ni “Şahsım Devleti” rejimine dönüştüren bu süreç, yukarıdaki iki süreç ile karşılıklı etkileşim ve destek ilişkisi içinde.

Bu açıdan ilk iki sürecin birleştirici, bütünleştirici harcı işlevine sahip:

Bu iki süreci hem destekliyor hem de bu iki süreç tarafından destekleniyor.

***

CHP, sadece halktan aldığı yüzde 40’ın bile altındaki destekle ve belediyelerde kazandığı sınırlı güçle:

1) Bu üç sürece birden direnmek...

2) Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan ve “Şahsım Devleti”tarafından yıkılan Cumhuriyeti yeniden kurmak ve işletmek...

Hedeflerini gerçekleştirmek zorunda.

Acaba başarılı olabilecek mi?

Umudumuz, bu hedeflerin, insanlık tarihi açısından, ahlaken ve siyaseten haklı ve meşru olmalarından kaynaklanıyor.