Ekonomide sıkıntılı eylül dönemi başlıyor

Ekonomide beklenen sıkıntılı sonbahar dönemi, kendini göstermeye başladı. Faiz kararları ve yaratacağı etki merakla beklenirken, artan iç ve dış siyasi risklerin yaratacağı hasar da tahmin edilmeye çalışılıyor. Aşırı borçlanma ile tarihte görülmemiş büyüklükte para biriktirmesi de piyasalarda “Hazine’nin olumsuz büyük haberlere karşı cephane hazırladığı” yorumlarına yol açıyor.

Her yıl eylülden itibaren ekonomide hareketli dönem başlar. Bu yıl biraz daha zor bir süreç olacağını, bir süredir bekliyorduk. Enflasyonla mücadelede tam başarı sağlanamazken, baskılar nedeniyle oluşan faizde hızlı indirim beklentisi, Merkez Bankası yönetiminin işini iyice zorlaştıracak.

Bu yılı zorlaştıran başka bir unsur ise ekonomiyi tehdit eden iç ve dış siyasi risklerin yoğunluğu. Belediyeler üzerinde 19 Mart’tan bu yana devam eden baskılara, CHP Kurultayı’nın iptali ve kayyum atanması ihtimali eklenirse, ciddi bir siyasi risk gerçekleşmiş olacak. Yaz aylarında durmayan, CHP’nin yargı yoluyla siyasi baskı kararlarına gösterdiği tepki, CHP’ye yönelik yeni kararlarla çok daha büyük toplumsal olaylara yol açabilir.

Bu arada yeniden başlayan çözüm sürecinde koalisyon ortakları arasındaki görüş ayrılıkları giderek göze çarpmaya başladı. Koalisyon ortakları arasında yine hukuki bazı davalarla bir hesaplaşmanın başladığı izlenimi de son günlerde öne çıkıyor. Bunların erken seçime yol açıp açmayacağı tartışılmaya başladı.

SURİYE EKONOMİ İÇİN TEHDİT

Tüm bu iç siyasi riskleri daha da büyütecek dış faktörler de söz konusu. İsrail’in Gazze ve Suriye üzerindeki saldırılarını artırdığı, Suriye’de üniter yapının yürümeyeceği izleniminin ortaya çıktığı, azınlıkların federasyon için seslerini yükselttikleri görülüyor. Bu olayların Türkiye’nin sert tepkisine yol açması beklenirken, bunun sadece dış politika değil, iç politika ve ekonominin konusu olması da kaçınılmaz. Olayların tırmanması Türkiye’nin ABD ve İsrail ile karşı karşıya kalma riskinin konuşulmasına yol açıyor. Bu ise yabancı sermaye girişi ve rezervler açısından büyük bir risk oluşturma ihtimalini gündeme getiriyor. Öte yandan Suriye’deki Kürt bölgesinin özerkliği yönündeki baskılar, içeride yürüyen çözüm süreci için büyük bir tehdit oluşturuyor. Çözüm sürecinin bozulması, silahların bırakıldığı dönemin geride kalmasına ve toplumsal tepkilerin daha da büyümesine yol açabilir.

Siyasi otoritenin yanlış kararları, geçilen ekonomik programda yaşanan gecikmeler nedeniyle, zaten uzun süredir krizde olan ekonomide bir türlü istikrar sağlanamadı. Böylesine kritik bir süreçte, birçok riskin bir arada yaşanma tehlikesi, önümüzdeki sürecin zorluğunu iyice artırdı.

CEPHANE HANGİ RİSK İÇİN?

Zaten zorlu bir sürece girileceği beklenirken, Hazine son aylarda hem içeriden hem dışarıdan yüklü miktarda borçlanıp, döviz rezervlerini hızla artırdı. Yanısıra yüksek faizle borçlanarak, Merkez Bankası’nda tuttuğu mevduatı, tarihte ilk kez 1 trilyon TL’nin üzerine çıkardı. Piyasalarda Hazine’nin hesabı dikkatle izlenmeye başlanırken, “Gelecek hangi büyük olay için bu kadar cephane biriktirildiği” büyük bir merak konusu oluyor.

Son günlerde biraz azaldı ama Hazine’nin biriktirdiği mevduat için “Merkez Bankası’na, rezerv alarak piyasaya verdiği TL likiditeyi çekmek için, yardım ediyor” gibi teknik nedenler de ileri sürülüyor. Hazine bu yardımı, söylendiği halde daha önce yapmadı ve bu kadar birikime de ihtiyaç yoktu.

Hem iş aleminden hem AKP’den gelen haberler, seri halde hızlı faiz indirimine gidilip, bir an önce piyasaların rahatlatacağı beklentisini körüklüyor. Hazine’nin cephaneyi hızlı faiz indirimlerine karşı döviz talebinin artma riskine karşı hazırladığı da, konuşulanlar arasında.

Buna karşılık artan ağustos enflasyon beklentilerine bağlı olarak, Merkez’in istenen yüksek faiz indirimlerini yapmasının mümkün olamayacağı konuşulmaya başladı. Merkez’in enflasyon hedeflemesine geçmesiyle, faiz kararlarının, yüksek indirim beklentilerinin altında kalma ihtimali yüksek.

Önümüzdeki dönemin, ekonomide ciddi tehdit oluşturacak haberlere gebe olduğunu söyleyebiliriz.