Herkes “Devlet Bahçeli hayatta mı, sağ ve esen mi?” sorusunu sorup duruyor.
Onca komplo teorisine rağmen 4 Şubat’ta rahatsızlanıp hastaneye kaldırılan, 6 Şubat’ta kalp kapakçıklarının değiştirildiği bir operasyon geçiren Devlet Bey’den 22 gündür ses yok.
Yazılı açıklamalar yapıyor, sosyal medyadan sesleniyor, hatta bazıları kendisi ile telefonla görüştüklerini söylüyorlar ama ziyaretine giden olmaması, tek bir kare bile görüntü vermemesi, söylentileri yayanların elini güçlendiriyor.
Ben komplo teorilerine katılmıyorum. Devlet Bahçeli tam olarak sağlam olmayabilir ama hayatta olduğuna kuşkum yok.
Artık o kadar da değil.
Ve herkes Devlet Bahçeli’nin nerelerde olduğunu merak ederken ben bir başka siyasetçinin ortalarda görünmemesine takılmış vaziyetteyim.
O siyasetçinin adı Mehmet Şimşek.
Reisi Cumhurumuz tarafından kürsülerde yuhalatılıp, hain ilan edildikten sonra, yine Cumhurbaşkanımız tarafından yalvar yakar ekonominin başına getirilen Mehmet Şimşek de Devlet Bahçeli gibi uzunca bir süredir görüntü vermiyor.
Hazine ve Maliye Bakanımız, Şubat ayının 8’inde TV 100’de bir programa katılmış, ardından son olarak 12 Şubat’ta Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Dünya Hükümetler Zirvesi’ne gitmiş.
Bir daha duyan yok.
TÜSİAD Başkanı gözaltına alınıp yargı karşısına çıkarıldı, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı ve aynı zamanda Körfez Sermayesi’nin Türkiye’deki en büyük yatırımı QNB’nin yönetim kurulu başkanı Ömer Aras da aynı şekilde adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
Bunun borsa ve döviz üzerinde etkileri anında görülmeye başlandı.
Ve Türkiye’nin ekonomiden ve maliyeden sorumlu bakanından ses seda yok.
Olumlu veya olumsuz.
Tek kelime bile etmedi.
Emin olun ben Devlet Bahçeli’nin nerede olduğunu, ne durumda olduğunu hiç ama hiç merak etmiyorum.
Ama Mehmet Şimşek’in yokluğunu çok merak ediyorum.
Kitle nedir partisi nedir
İktidarın giderek fütursuzlaşan biçimde yargıyı kullanıyor olması ve sonuçlarını hiç önemsemeden kendisini yıllardır destekleyen iş dünyasının örgütü TÜSİAD’i ekonomideki kırılganlığı hiç ama hiç göz önüne almadan hedef yapıp, yargılamaya başlaması herkeste bir şaşkınlık yarattı.
Oysa olanlar hiç şaşırtıcı bir şey değil.
İletişim ve siyasi mesaj mekanizmasını son derece bilimsel bir şekilde oluşturmuş olan AKP burada çok açık biçimde “kitle psikolojisini” ele geçirmeye çalışıyor. “Kitleler birlik duygusunu güçlendirebilmek dışarda kalan bir azınlığa karşı beslenen düşmanlık duygusuna ihtiyaç duyarlar’ fikrini yıllardır yaptığı gibi bir kez daha hayata geçiriyor.
Çünkü AKP bir kitle partisi ve o kitleyi diri tutmak için bir yapıştırıcıya ihtiyaç var.
Peki, AKP açısından bakınca kitle partisi ne demek ya da kitle ne demek…
Bunun yanıtını, Modern Bilgelik Kavramları kitabının da yazarı Uğur Gürbüz beş yıl kadar önce yayınladığın bir incelemesinde veriyor. Gürbüz, Freud’un Kitle Psikolojisi kitabına dayanarak kitleyi şöyle tanımlamış:
“1. Bir organizmadaki hücreler nasıl bir araya gelerek tek bir varlık oluşturmuşsa, psikolojik kitle de bir an için birbirleriyle kaynaşmış aynı türden öğelerin oluşturduğu geçici bir varlıktır. Bireyler kendi aralarında kaynaşıp bir kitle yaratmışsa, elbette onları birbirine bağlayan bir bağın varlığı gerekir ve bu bağ da kitlenin karakteristik özelliğinden başkası olamaz.
2. Le Bon’nun belirttiğine göre, tek kişinin bireysel yoldan edindiği özellikler kitle içinde silinir, bireyin kendine özgü karakteri kaybolur. Diyebiliriz ki, bireyden bireye pek değişen ruhsal üstyapılar kaldırılıp bir kenara atılır, gücünden yoksun bırakılır; bireylerin tümünde homojen özellik gösteren bilinçsiz altyapı ise gün ışığına çıkarılır. Bu yoldan kitle bireylerinin ortalama karakterleri doğup ortaya çıkar.
3. Kalabalıkta her duygu, her davranış bulaşıcı, hem de ileri derecede bulaşıcıdır; öyle ki, bireyin kendi kişisel çıkarlarını kitle çıkarına feda ettiği görülür. Bu ise ancak kitlenin bir parçasına dönüşüm sonucu ele geçirilen bir bireyin doğasına düpedüz aykırı düşen bir özelliktir.
4. Kitle bireyinin ana özellikleri şunlardır: Bilinçli kişiliğin kaybolarak bilinçsiz kişiliğin egemenliği ele geçirişi, duygu ve düşüncelerin telkin ve bulaşım sonucu aynı yöne yönelişi, telkinle alınan direktifleri vakit geçirmeden gerçekleştirme eğilimi, yani bireyin artık kendisi olmaktan çıkıp istem gücünden yoksun bir otomata dönüşü.
5. Kitlenin üzerinde durulacak son bir özelliği varsa, gerçek açlığı diye bir şeyi asla tanımamasıdır. Hep illüzyonlara kucak açar kitle, illüzyonlardan asla yoksun kalamaz. Gerçek olmayana her zaman gerçek olandan önce yer verir. Gerçekdışının da gerçek gibi etkisine açıktır, bu ikisini birbirinden ayırmaya eğilim duymaz.
6. Kitledeki gereksinim her ne kadar bir önderin ortaya çıkışına olumlu bir zemin hazırlarsa da, önderdeki kişisel özelliklerin de kitlenin bu yoldaki isteğine uygun düşmesi zorunludur. Kitleyi inandırabilmek için, önderin kendisi, güçlü bir inancın (bir düşüncenin) büyüsüne kapılmış, istemsiz kitleye benimseteceği güçlü ve etkileyici bir istemle donanmış olacaktır. Önderlere ağırlık kazandıran şeyin, yobazca inandıkları düşünceler olduğunu belirtir.
7. Fazla zeki olmayanlar, üstün zekalıları kendi düzeylerine indirgerler. Duygulardaki güçlenme parlak düşünsel çalışmalar bakımından olumsuz koşullar yarattığı için, üstün zekalıların etkinliğinde bir kısıtlanma oluşumuyla karşılaşılır; ayrıca birey özgürlükten uzaktır, yaptığı işe karşı sorumluluğunun bilincinde zayıflama görülür.
8. Başka bakımdan birbirinden ne denli değişiklik gösterirse göstersin, gerek kilise –kolaylık olsun diye Katolik kilisesini örnek alabiliriz- gerek orduda aynı illüzyon yaşanır, yani kitlenin bütün bireylerini ayrım gözetmeksizin seven bir başın bulunduğuna inanılır ve bu başrolünü de Katolik kilisesinde İsa, ordu içerisinde başkomutan oynar. Her şey bu illüzyona bağlıdır; ondan el çekilir çekilmez hem kilise, hem ordu dış zorlamanın elvermesi durumunda çözülüp dağılır hemen.
9. Kitledeki eşitlik isteği yalnız bireyler bakımındandır, önderin kendisi bunun dışında bulunur. Bütün bireyler birbirine eşit olmayı, ama hepsi de bir önder tarafından yönetilmeyi ister. Birbiriyle özdeşleşebilen, birbiriyle eşit haklara sahip pek çok birey ve bütün bireylerin üstünde bir kişi; işte yaşam gücünü içeren bir kitlede gerçekleşmiş gördüğümüz durum budur. Dolayısıyla, Trotter’in ‘İnsan bir sürü hayvanıdır’ sözünü, insan daha çok ‘insan sürüsünün hayvanı, önder tarafından yönetilen sürünün bireyidir.’ şeklinde düzeltebiliriz.”
Böyle bakınca kitle partisinin anlamı daha iyi ortaya çıktığı gibi, bize saçma ve yanlış görünün eylemlerin aslında son derece rasyonel ve bilimsel bir temele dayandığı anlaşılacaktır.
Ama bu rasyonalitenin ülke menfaatine mi yoksa parti menfaatine mi olduğunu anlamak “kitleye dahil olmayanların” yapabileceği bir şeydir.
Villa yalı yalanı
EPDK Başkanı, elektrikte yeni tarifeyi savunurken “Villada, yalıda oturanın elektriğini niye devlet finanse etsin” buyurmuş.
Biliyorsunuz yeni kurala göre, elektrik faturanız 1050 TL’yi aşıyorsa elektrik fiyatınız yaklaşık yüzde 96 zamlanacak ve 1051 TL’lik fatura bir anda 2000 TL’ya çıkacak.
Karadeniz’de milyarlarca metreküp doğalgaz, Gabar’da milyarlarca varil petrol bulan bir ülke için ilginç bir durum.
EPDK Başkanı’nın söylediklerine gelince.
Vallahi de, billahi de villada falan oturmuyorum.
İstanbul’un göbeğinde, oldukça yaşlı bir apartmanda ikamet ediyorum.
Apartmandaki ortalama daire büyüklükleri 150-200 metrekare arasında.
Alt katlardaki dükkan ve bir iki işyerini saymazsanız, oturanların yaş ortalaması 75-80 civarı.
Hemen hepsi emekli.
Hepsine elektrik faturalarını sordum.
1050 TL’nin altında fatura yok.
Hele yaz aylarında doktor tavsiyesi ile çalıştırmak zorunda kaldıkları klimalarla faturaları iyice şişiyormuş.
Evde bir elektrikli ocak, bir termosifon var ise, kettle ile çay yapılıyorsa, televizyon açılıyorsa, haftada bir iki çamaşır yıkanıyor, kurutma makinası kullanılıyor ise faturanın 1050 TL’nin altında kalması mümkün değil.
Hele bir de, yaz aylarında klima açılıyorsa yandı gülüm keten helva.
O yüzden EPDK Başkanı zengin düşmanlığı yaparak milleti kışkırtacağını ve kazığı kabul ettireceğini zannediyorsa yanılıyor.
Millet neyin kime gireceğini görüyor.
Seviye
Değerli okurlar, tek parti bürokrasisinin giderek siyasallaşan ve hadsizleşen tavrının en güzel örneklerinden biri olan RTÜK Başkanı, bana yönelik olarak hakaret dolu cümleler kullandığı bir açıklama yapmış.
Elbette ki, kendisi inebileceğim zaviyenin oldukça altında.
Bu nedenle bana yönelik terbiye dışı sözlerinin hesabını kendisinden yargı önünde soracağım.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Kavak gölgesinde yatan it, gölgeyi kendi gölgesi zannetmediği zaman.