İşler yolunda giderken seçmen iktidarın küçük hatalarını umursamaz, iddialara kulak asmaz, kara propagandaya, algı operasyonlarına aldanmaz. Muhalefet tabanında infiale yol açan nice olay, iktidar seçmeninin kılını dahi kıpırdatmaz. Zira seçmen, münferit hadiselere, küçük meselelere değil, büyük fotoğrafa bakar.
Eğer ekonomide işler yolunda gidiyorsa, enflasyon kontrol altındaysa, paranın değeri korunuyor, pazarlar canlıysa, teröre, diğer güvenlik tehditlerine karşı tedbir alınıyorsa, seçmen maceraya girişmez, işleyen bir çarkı durdurmaz, sudan sebeplerle tercihini değiştirmez.
Ancak işler tersine döndüğünde, büyük fotoğraf flulaşmaya başladığında, çarşı-pazarın dengesi bozulup tencere boşalmaya başladığında, seçmen haklı olarak naz yapmaya başlar ve önceden görmediği en küçük hataları bile görür, duyar, konuşur hale gelir.
En güncel örnek: İşler yolundayken, bir AK Parti milletvekilinin Monako’da yediği ve sosyal medyada paylaştığı ıstakoz muhalefet cenahında fırtınalar koparırken iktidar tabanında hiç önemsenmez, görmezden gelinir, üzerinde durulmaz. Ancak aynı hadise, enflasyonun yüksek olduğu ve seçimden iyi sonuç alınamadığı bir dönemde ortaya çıktığında, muhalefetten ziyade iktidar cenahında infial oluşturur, konuşulur, tartışılır. Paylaşımı yapan milletvekilinin sadece yediği ve paylaştığı ıstakoz değil, yaşam tarzı, özel hayatı, AK Parti’de ne aradığı, başka birçok benzeri hadise ve detayla birlikte enine boyuna sorgulanır.
İşte onun için, seçmenin nazlı olduğu günlerde siyaset, işlerin yolunda olduğu günlerdeki siyasetten farklıdır.
Tabanını ve hassasiyetlerini çok iyi tanıyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 yıllık iktidarı boyunca, muhalefet ya da medya istedi diye kelle almamış, kurban vermemiştir. Bazen, hatalı dahi olsa, bir siyasetçi ya da bürokratı, sırf muhalefete ve medyaya koz vermemek adına yerinde tutmuş, hesabı zamana yaymış, günü geldiğinde, hatta mesele unutulduğunda faturayı kesmiştir.
Yaşadığımız sürecin hassasiyetlerinden dolayı bugün geleneksel yöntemler işe yaramayacaktır.
Dün seçmen, muhalefetin ya da medyanın hedefe koyduğu bir isme fatura kesmediği için Erdoğan’a “Vardır bir bildiği”, “Reis günü gelince hesabını sorar” kredisini açarken, böyle zamanlarda, nazlı seçmen, aynı krediyi açmakta gönülsüz davranabilecektir.
Seçmenin nazlı olduğu dönemlerin muhalefete de fırsat oluşturduğunu özellikle dikkate almak gerekir. Geçmişte köpürtmeye uğraştığı küçük meselelerin karşılık bulamadığını gören muhalefet, bugün bu meselelerin karşılık bulduğunu görecek, iktidar tabanını daha da rahatsız etmek için gayret gösterecektir.
Nazlı seçmen günlerinde iktidarın iki önemli tedbiri alması gerekir:
Birincisi:
Güven kaybının acilen durdurulmasıdır. Seçmene güven verecek, seçmenin içini rahatlatacak bazı tedbirler acilen alınmalıdır. “Reis mesajı aldı ve işte bak gereğini yapıyor” duygusu bir an önce tamir edilmelidir. Değişim uzun vadeli olacaksa bile, ilk etapta, çözülmeyi durduracak, özellikle de tabandaki tartışmaları susturacak adımlar atılmalıdır. Muhalefetin, bu kırılgan günlerdeki operasyonlarının önüne geçmek amacıyla “gündem belirleme” gücü tekrar ele alınmalıdır.
İkincisi:
Güvenin tekrar tesis edilmesidir. Erdoğan’ın, önümüzdeki seçimsiz 4 yılda bunu başaracağına şüphe yok. Ancak güven kaybının hasarı derinleştikten sonra, güveni tesis etmek daha da zorlaşacağı için el çabuk tutulmalıdır.
PR’la gelenler, PR’la kalabilecek mi?
AK Parti’ye son dönemde sirayet eden hastalıklardan biri de kişisel PR (Halkla İlişkiler) çalışmalarının hakikati örtmesi. Siyaset ya da bürokrasi kadrolarında görev almak isteyenler reklam kampanyalarına başvuruyor ve bundan da maalesef sonuç alıyorlar. İş öyle kontrolden çıktı ki, son haftalarda, istifa etmesi, bedel ödemesi, görevden alınması gereken isimlerin görevde kalmak için PR yaptıklarını, hatta bunun için kamu kaynaklarını kullandıklarını görüyoruz. Çeşitli odaklar adına çalışan paralı trol çeteleri, kendilerini besleyenleri hedeften çıkarabilmek için sağa sola pervasızca saldırıyorlar.
AK Parti ve Erdoğan’ın önündeki çetin sınavlardan biri de işte bu mesele: Bakalım bu göz boyayanlar kendilerini kurtarabilecekler mi? Yoksa diğer hataları bir yana, sadece göz boyamaya çalıştıkları için bile hesaba çekilecekler mi? Yaşayıp göreceğiz.
When things are going well, voters do not care about the government's minor mistakes, do not listen to allegations, and are not deceived by black propaganda and perception operations. Many events that cause outrage among the opposition base do not even stir a finger among the voters in power. Because voters look at the big picture, not individual events or small issues.
If things are going well in the economy, inflation is under control, the value of money is protected, markets are lively, measures are taken against terrorism and other security threats, the voter will not embark on adventures, will not stop a working wheel, will not change his choice for trivial reasons.
However, when things turn around, when the big picture starts to blur, when the balance of the marketplace is disrupted and the pot starts to be emptied, the voters rightfully start to be coy and see, hear and talk about even the smallest mistakes that they had not seen before.
The most current example: When things are going well, the lobster that an AK Party MP ate in Monaco and shared on social media creates a storm in the opposition, but it is not taken seriously, ignored and not emphasized by the base of the government. However, when the same incident occurs in a period when inflation is high and no good results are obtained from the elections, it causes outrage on the part of the government rather than the opposition, and is talked about and discussed. Not only the lobster the MP who shared the post eats and shares, but also his lifestyle, private life, what he is looking for in the AK Party are questioned in detail, along with many other similar events and details.
That's why politics in days when voters are coy is different from politics in days when things are going well.
President Erdoğan, who knows his base and sensitivities very well, has not beheaded or sacrificed anything just because the opposition or the media requested it during his 22-year rule. Sometimes, even if he was wrong, he kept a politician or bureaucrat in place just to avoid giving leverage to the opposition and the media, spread the bill over time, and cut the bill when the day came or even when the issue was forgotten.
Due to the sensitivities of the process we are experiencing, traditional methods will not work today.
While yesterday the voters gave Erdoğan the credit of "He knows something" and "The Chief will hold him accountable when the day comes" for not billing a name targeted by the opposition or the media, in such times, coy voters may be reluctant to extend the same credit.
It should be especially taken into consideration that periods when voters are coy also provide opportunities for the opposition. The opposition, which saw that the small issues it tried to stir up in the past did not receive a response, will see that these issues are responded to today and will strive to further disturb the ruling base.
During Nazlı voters' days, the government must take two important measures:
First:
It is about stopping the loss of trust immediately. Some measures that will reassure and reassure voters should be taken urgently. The feeling of “The chief has received the message and now he is doing what is necessary” must be repaired as soon as possible. Even if the change is to be long-term, first of all, steps must be taken to stop the disintegration and, in particular, to silence the debates at the grassroots level. In order to prevent the opposition's operations in these fragile days, its "agenda-setting" power should be reconsidered.
Latter:
It is about reestablishing trust. There is no doubt that Erdogan will achieve this in the next 4 years without elections. However, once the damage of loss of trust deepens, it will become more difficult to establish trust, so action must be taken quickly.
Will those who come with PR be able to stay with PR?
One of the diseases that has spread to the AK Party recently is that its personal PR (Public Relations) efforts cover up the truth. Those who want to work in politics or bureaucracy resort to advertising campaigns and, unfortunately, they get results. Things have gotten so out of control that in recent weeks, we have seen people who should resign, pay a price, or be dismissed, doing PR to stay in office, and even using public resources to do so. Paid troll gangs working on behalf of various groups are recklessly attacking left and right in order to eliminate those who feed them.
This issue is one of the tough tests facing the AK Party and Erdoğan: Let's see if these illusionists can save themselves. Or will they be held accountable for just trying to deceive us, let alone their other mistakes? We will live and see.