Yeni dünya düzeninin doğum sancıları

Yeni dünya düzeninin doğum sancıları sayabileceğimiz birkaç gelişmeye tanık olduk yirmi gün içinde.

Riyad’da kurulan masa

ABD Başkanı seçilen ve dolayısıyla fiiliyatta Batı dünyası liderliği unvanını da kazanan Donald Trump’ın 14 Şubat’ta Rusya Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yaptığını açıkladı. ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları 18 Şubat’ta Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da, Suudi Dışişleri Bakanının ev sahipliğinde toplandı.

ABD ve Rusya’nın gündemlerinde ilk sırada kendi aralarındaki diplomatik ilişkilerin canlandırılması vardı; ilişkilerin derecesi Ukrayna savaşı nedeniyle düşürülmüştü. İki ülke diplomatları aynı konuda ikinci toplantıyı 27 Şubat’ta İstanbul’da https://yetkinreport.com/2025/02/27/abd-rusya-diplomatik-heyetleri-istanbulda-biraraya-geldi/ yaptı.

Riyad toplantısı zaten sallantıda olan küresel stratejik dengelerine daha da hasar verdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeni sona eriyor ama yerine yenisinin kurulamamış olması, uluslararası ilişkileri, istikrarsızlık ve belirsizlik rüzgarlarına açık hale getiriyordu.

Oval Ofis’te olay

İş bununla bitmedi. Trump, ülkesi Rusya tarafından saldırıya uğrayan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelensky’yi 28 Şubat’ta Beyaz Saray’da konul etti. Bu görüşme diplomasi tarihinde unutulmayacak bir başarısızlıkla sona erdi. Zelensky dünyaya canlı yayınlanan bu görüşmede ev sahibi Trump ve Yardımcısı JD Vance tarafından Amerikan halkının ve dünyanın gözleri önünde azarlandı ve aşağılandı.

Başkan Trump’ın Zelensky’e karşı bir süreden beri sistemli bir hasmane davranış içinde, onu hakaretlerle itibarsızlaştırmaya, yalnızlaştırmaya çalışıyordu. ABD’nin üç yıldır devam eden savaşta Joe Biden zamanından beri Kiyev’e sağladığı askeri yardımlar karşılığında ülkenin stratejik değer taşıyan nadir madenlerine göz dikmişti. Trump’ın Zelensky’yi zaten bu madenlere “çökme” amaçlı bir anlaşmayı imzalatmak üzere Vaşington’a çağırdığı konuşuluyordu. Ancak Ukrayna Cumhurbaşkanı uğradığı muamele karşılığında anlaşmayı imzalamayarak Beyaz Saray’ı terk etti.

Haklının değil güçlünün yanında

Patavatsızlığı ile bilinmesine rağmen Başkan Trump’ın kendi evinde misafirine dünya diplomasi tarihinde eşine çok rastlamayan ve en hafif tabiriyle reva gördüğü görgüsüzce muameleyi mazur gösterecek geçerli hiçbir gerekçe olamaz. Bununla birlikte kamuoyunun uluslararası ilişkilerde “haklının değil güçlünün yanında yer aldığı” kuralının geçerliliğini kısmen koruyor. Bu çerçevede Oval Ofiste patlak veren olayı sırf Trump’ın bilinen nezaketsizliğinde değil, Zelensky’nin tecrübesizliğinde arayan değerlendirmeler var. Buna göre, Ukrayna liderinin ilk baştan beri başkasının yardımlarına güvenerek savaşı uzatmakta direnmesini ve Trump’ın vicdansızlıkta bu kadar ileri gideceğini düşünmedi. Ancak ilk saldıran tarafın Rusya olduğu, üç yıldır devam eden savaşın dünya barışını tehdit eder hale gelmesi Avrupa ve Amerika kamuoyunu endişelendirmesi gerçeği de var.

Londra’daki Ukrayna Zirvesi

Oval Ofis olayının hemen sonrasında, 2 Mart Pazar günü Londra’da tarihi Lancaster House’ta AB ve NATO liderlerinin katılımıyla Ukrayna Savaşı konusunda bir Zirve toplantısı düzenlenmesi ciddi önem taşıyor. Bu Zirvede savaşın nasıl sonra erdirilebileceği konusunda Avrupalı liderlerinin düşüncelerini açıklamaları ve bilhassa Zelensky ve Trump arasındaki anlaşmazlığın çözüm imkanlarının araştırılacağı anlaşılıyor.

Bu toplantıya, AB üyesi olmayan İngiltere, Norveç ve Türkiye’nin de katılması geniş Avrupa kavramını yeniden gündeme taşıyor. Zirvede ülkemizi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etti. Bununla birlikte Doğu-Batı ilişkilerinde ciddi stratejik önem taşıyan bu Zirve’ye Türkiye’nin Cumhurbaşkanı düzeyinde katılmış olmaması kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Zirve’nin, önümüzdeki günlerde, mümkünse, ABD’nin de katılımıyla yapılabileceği konuşuluyor.

ABD ile Ukrayna arasında doğan anlaşmazlığın giderilmesi amacıyla acilen atılan bir adım olan bu girişim Zelensky’yi teselli etmenin ötesinde, ABD ve Ukrayna’nın barışmasını henüz sağlayabilmiş değil. Bu konuda Fransa ve İngiltere’nin özel çaba harcayacakları açıklandı.

Türkiye’nin durumu

Türkiye’nin de davet edildiği Londra Zirvesi öncesinde Zelensky’nin Ankara ziyareti göz önünde bulundurulduğunda ve Trump’ın göreve gelmesini izleyen şu birkaç haftalık süre içinde Türkiye Amerika ilişkilerinin seyri dikkate alındığında ülkemizin Batı İttifakında yeniden etkili bir stratejik konuma yükseldiği gözden kaçmıyor.

Öte yandan Londra konferansının, Batı dayanışmasını uluslararası ilişkilerin belirsizliklerle dolu olduğu bugünlerde teyit etmesi, bu toplantının, bugün her zamankinden daha fazla önem taşıyan bir yönünü oluşturuyor. Zirvenin bir diğer temel mesajının barış ve demokrasi olduğunu ve hiçbir ülkenin komşularının toprağını işgal etmesinin kabul edilemeyeceğinin altının çizilmesi dikkat çekiyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, toplantı çıkışında gazetecilerin sorularına verdiği yanıtta, NATO üyelerinin savunma bütçelerini arttırmaya başladıklarını ve Ukrayna’nın ülkesini savunmak için savaşa devam edeceğini açıklaması da önemli.

Yeni dünya düzeni

İkinci Dünya Savaşının sona ermesiyle Sovyetler Birliğinin dağılması arasında geçen takriben yarım yüz yıllık zaman dilimi yerini, beklentilerin aksine, hala yeni bir uluslararası düzene bırakmış değil. Ancak ABD’de Trump’ın 20 Ocak’ta işe resmen başlamasıyla birlikte eski dünya düzenine ait uluslararası ilişkiler üzerinde biriken yüksek basıncın adeta boşaldığına tanık olduk. Bilhassa Orta Doğu ve Doğu Batı ilişkilerinde beklenmedik gelişmelere yol açan bu canlanma, aynı zamanda korkutucu gerginlikler ve belirsizlikleri de barındırıyor. Bu hareketlenme ve barındırdığı istikrarsızlıklar yeni dünya düzenin doğum sancılarını oluşturuyor.

Geride bıraktığımız eski düzen her ne kadar insanlığı topyekûn savaşlara savrulmaktan korudu ise de barış güvenlik, demokrasi, ekonomik refah, adalet, insan onuruna ve doğaya saygı gibi temel değerlerin farklı coğrafyalarda, inanılmaz dengesizlikler içinde dağıtılmasına, salgın hastalıklara, kanlı bölgesel çatışmalara ve kitlesel katliamlara ve en önemlisi kitle imha silahlarının yaygınlaşmasına engel olamadı. Zaman içinde hemen tüm coğrafyalarda inanılmaz dengesizlerin yarattığı haksızlık ve adaletsizler insanlığı bugün sürgit küresel huzursuzluğun kıskacına hapsediyor.