Liberal demokrasi krize girse de demokrasi hala alternatifsiz…

Aşırı sağın yaklaşık on yıldır, önce başını kaldırması ve ardından şimdilerde olduğu gibi korku salacak hacimde ülkelerin yönetimlerine yerleşmesi gibi büyük ve can sıkıcı bir gerçeğimiz var. Gerçeğin sembolü, bayraktarı, sözcüsü, palyaçosu, kabadayısı, cazgırı da ABD Başkanı Trump… Kural tanımazlıkta o kadar kuralsız ki bütün dünyada iktidar olmayı arzulayan veya iktidarda kalmak için her yolu denemeye hazır olanlar için harika bir örnek. Kısa yoldan zengin olmak hayali gibi bir şey. Fikirsiz, kuralsız, hukuksuz, prensipsiz iktidar imkanı… Fırsatlar ülkesinden fırsatlar dünyasına yolculuk. Yeter ki en basit ve en sansasyonel olanı hayal et.

Estirdiği sert rüzgarlar birçok siyasetçiyi ve siyaset bilimciyi de sarstı. Kimileri kederden kimileri sevinçten, liberal demokrasinin, dünya düzeninin ve hatta Avrupa- ABD ittifakının bittiğini söylüyor. Yani, ikinci dünya savaşından çıkarılan ne kadar ders varsa hepsi unutuldu, müfredat da değişiyor. Şimdi herkes kendi başının çaresine bakacak ve gücü gücü yetene hamle yapacak…

Cumhurbaşkanı Erdoğan da liberal demokrasinin işinin bittiği görüşünde. Zaten kafasında olayı çoktan bitirmişti ama Trump yeniden işbaşına gelince, taşlar yerine oturdu ve söylemesi daha kolay oldu.

Şöyle diyor Erdoğan:

“Avrupa merkez siyasetinin zamanın ruhunu doğru okuyamıyor. Liberal demokrasi ciddi bir krize girmiştir. Bir dönem tüm sorunların ilacı olarak gösterilen bu yöntem artık eski gücünü ve etkisini yitirmiştir. Topluma rota çizmekte, insanlara umut ve güven vermekte yetersiz kalmaktadır. Hayat gibi siyaset de boşluk kabul etmez. Batı’da yaşanan durum bugün budur.”

Devamında ise ilginç bir şekilde, liberal demokrasi icadı bir işe yeniden talip oluyor. Avrupa Birliği üyeliğine:

“Hızla yaşlanan Avrupa’ya can suyu verecek olan Türkiye’dir. Türkiye’nin tam üyeliğidir. AB bu gerçekle ne kadar erken yüzleşirse kendileri için o kadar iyi olacaktır. AB’yi çıkmazdan sadece Türkiye kurtarır.”

Gerekçe ne olursa olsun, Türkiye’nin rotasını AB’ye kırması faydalıdır. İştahla olsa da faydalıdır, fırsat umarak yapması da. Yalnız, bir detay var onu atlamayalım. Türkiye AB ile müzakere hakkını kazandığı 2004-2005’te yaş ortalaması -ortanca yaş- 29’du. Üzerinden 20 sene geçti yaş ortalamamız 34’e vardı. 20 seneyi boş geçirerek yaşlandık yani.

Evet, hala Avrupa’dan genciz. Ama liberal demokrasileri yara alsa da o yaşlı adamların coğrafyası hala dünyanın en iyi yaşayan ve en yüksek milli gelire sahip kıtası. Yine de Türkiye’ye ihtiyaçları var mı, var. Hele bu zamanlarda komşu komşunun külüne muhtaç…

Adamlar bize muhtaç olsa da oyunun kuralları değişti sanmayalım.

Liberal demokrasi krize girdi diye Avrupa demokrasiye kahretmiş değil. Kimse, hatta aşırı sağcılar bile “fırsat bu fırsat demokrasiden kurtulalım” demiyor. Liberalizm dozu biraz düşer, kamu regülasyonu biraz artar ama demokrasi her şekilde yolunda gider. Sükunetle Trump rüzgarının dinmesini ve makulün hakim olmasını bekliyorlar. Olduğu kadar… Her durumda oyunun kuralını demokrasi belirleyecek, Trump’ın yolunu bile.

Rüzgara kapılmayalım… Ne Avrupa ne de dünyanın aklı başında hiçbir ülkesi battı balık yan gider, deyip demokrasi rotasından çıkamaz. Bizim iş ciddiye binerse de tutturacakları yine Kopenhag Kriterleri’dir, Ankara değil.

Niyetimiz ciddiyse bunu bilelim de sonra yeniden Haçlı Avrupa sloganına işine dönmeyelim.