Suriye’ye kirli müdahalenin ana aktörleri 13 yıl sonra cihatçı güçler eliyle hedefine ulaştı. Esad’ın gidişinin ardından ‘yıkım aktörü’ Heyet Tahrir el Şam’la (HTŞ) birlikte Suriye’yi yeniden biçimlendirme savaşı başladı.
2011’de olduğu gibi ABD sürece yine yön vermeye çalışıyor. Washington, Amerikan düzenine sadık bir Suriye hedefliyor. “Yeni Suriye komşularını tehdit etmemeli” uyarısı İsrail’i güvenceye alma önceliğinin altını çiziyor. Amerikalılar sonuçtan memnun ama gelecekten emin değil! Şekil vermek ciddi ağırlık kullanmayı gerektiriyor.
Ankara, Şam’daki güçlerle en içli dışlı ülke olarak “sürecin patronu benim” demeye getiriyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Amerikan hükümetince başına 10 milyon dolar ödül konulmuş Ebu Muhammed el Colani’nin sürdüğü araçla Emeviye Camii’ne gitmesi taraflara “artık Şam’ın yolu Ankara’dan geçer” mesajını veriyor. Bu sarhoş edici bir iddia!
İsrail, Baas rejiminin yıkılması, İran’ın uzaklaştırılması ve Hizbullah’ın ikmal hattının kapatılmasından dolayı HTŞ’ye müteşekkir olsa da ülkeyi kemiksiz hale getirerek patronun kim olduğunu peşinen belletmeye çalışıyor. Bunu Hermon Dağı, Kuneytra ve Şam kırsalında büyük bir alanı işgal etmekle kalmayıp Suriye’nin tüm üslerini, radarlarını, cephaneliklerini, silah üretim tesislerini, donanma gemilerini, jet ve helikopter filolarını, füze ve hava savunma sistemlerini bombalayarak yapıyor. Mafyatik terör devleti olmak böyle bir şey! Şam’da dümene geçen HTŞ lideri Ebu Muhammed el Colani’nin İran ve Hizbullah gerekçesinin ortadan kalktığını belirtip “İsrail ile çatışmaya girmeyeceğiz” demesi, hatta Suriye’deki Filistinli örgütleri silahsızlandırmaya girişmesi İsrail’in saldırılarını durdurmaya yetmiyor.
Büyük bir kısmı vekalet savaşı sırasında yıkım tayfasında yer almış Arap ülkelerinin endişeleri öne çıkıyor. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in kafasını kaldıracağı, Lübnan’da radikal selefi grupların uyanıp ülkeyi yutacağı, BAE’de siyasal İslam’ın güçlenip kendi kıyılarına vuracağı, Irak’ta IŞİD’in Sünni üçgeninde dirileceği, Ürdün’de İslamcı damarların karıncalanacağı korkusu sürecin HTŞ’nin tekeline bırakılmaması gerektiğini fısıldıyor. İsrail, Suriye’de işine yarayan cihatçıların Ürdün’de düzeni sarsacak tetikleyiciler olmasını istemiyor. Ürdün, Yahudi devletinin güvenlik mimarisindeki köşe taşlarından biri. İsrail devlet televizyonu KAN’a göre Suriye’deki yeni durumun Ürdün'ün istikrarını bozacağından endişe eden İsrail cuma günü Şin Bet Direktörü Ronen Bar ve Askeri İstihbarat Direktörü Şlomi Binder’i gizli görüşmeler için Amman’a gönderdi.
***
Cumartesi Akabe’de Arap Temas Grubu’nun genişletilmiş dışişleri bakanları toplantısında nasıl bir Suriye istendiğine dair beklentiler ve hassasiyetler ortaya konuldu. Sonuç bildirisi yol haritası niteliğinde olmasa da belli ilkelere vurgu yaptı. BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun siyasi geçiş sürecine destek verildi. Tüm askeri operasyonların durdurulması istendi. Türkiye bu maddeyle iğnenin kendisine batırılmasına izin verdi! Irk, mezhep veya din ayrımı yapılmaksızın halkın tüm bileşenlerinin haklarına değinildi. Devlet kurumlarının korunması, Suriye’nin kaosa sürüklenmemesi, vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunması gibi genel geçer hassasiyetler sıralandı. Geçiş dönemi ve yeniden inşa sürecinin desteklenmesi kararıyla da HTŞ liderliğindeki geçici hükümete meşruiyet sunuldu.
Geçiş dönemi masa başındaki tüm aktörlerin terörist olarak kabul ettiği HTŞ’nin güdümünde. Akabe buluşması bu paradoksu aşmanın ilk adımıydı. Gerçi toplantıda HTŞ temsilcisi yoktu ama temenni ve tembihler eşliğinde sürece kredi açıldı.
***
Esad’ın fişi çekilirken azınlıklarla ilgili HTŞ’ye yapılan tembihlerin etkisi çok uzun sürmeyebilir. Colani’nin pragmatizmi HTŞ’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması, uluslararası meşruiyetin garantilenmesi, Sezar Yasası’nın kaldırılması ve yardımların önünün açılması bakımından bir seçenek değil zorunluluk. ‘Ilımlılık’ iksirini sigorta eden de Türkiye. Kalın, Colani’nin değiştiğine kefil olduğu pozunu vererek bir bakıma “İş bende” diyor.
Türkiye’nin peşi sıra AB ülkeleri de Şam’daki elçiliklerini açma hazırlıklarını yaparak Suriye hamurunu yoğuracak yakınlıkta olmaya çalışıyor. Bu, Suriye karmaşasından çıkacak olan neyse onu kabullenmeye hazır olduklarını da gösteriyor. İstedikleri ödülleri ve ödünleri vermeye hazırlar, yeter ki HTŞ herkesin görmek istediği geçişi sağlasın, mümkünse farklı bileşenleri hükümete ortak etsin.
***
Ne var ki herkesin görmek istediği Suriye tablosu aynı değil. Burada temel çelişki ABD ile Türkiye arasında beliriyor. Silahlı isyanın sevk ve idare edilmesi, Suriye’nin çökertilmesi ve İsrail’in temin edilmesi konusunda iki ülkenin öncelik listeleri uyuşsa da SDG-YPG’nin yeni düzene ortak edilmesine sıra gelince yollar ayrılıyor. Yine de Suriye hamurunu ne Türkiye, ABD’ye rağmen ne de ABD, Türkiye’ye rağmen yoğurabilir. Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Ankara ziyareti ve Ürdün’deki toplantı öncesinde Türkiye’nin Suriye Milli Ordusu ile Menbic’ten öteye Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonları durdurması Washington’ı gözetme ihtiyacını gösteriyor.
Şam’daki yeni düzenin uluslararası meşruiyet kazanması açısından Türk-Amerikan eşgüdümü hayati. Yine de Ankara, SDG-PYD çizgisini Şam’a taşıyacak tüm yolları peşinen tıkamaya çalışıyor. Menbic’te sağlanan ateşkes 16 Aralık itibariyle sona erecek. Öncesinde SMO’nun Fırat istikametinde artan tahkimatı, sahada kontrol haritasını değiştirme arayışının kaldığı yerden devam edeceğine işaret ediyor. Çatışmalar tekrar başlarsa, Ankara’nın Trump gelinceye kadar kontrol haritasını değiştirmek için belli ölçüde gerilimi göze aldığını gösterir.
***
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Blinken’ı uğurladıktan sonra NTV’ye verdiği röportajda Fırat’ın doğusuyla ilgili stratejiyi net olarak ortaya koydu. Rusya, İran ve Esad rejiminin gidişinin ardından YPG’nin rol aldığı zeminin çöktüğünü belirtip ABD’nin de artık bir şey yapamayacağını savundu. “Şam'daki yönetimin atacağı adımlar neticesinde YPG artık zemin bulamayacak” dedi. Yani HTŞ’nin liderliğindeki yeni düzende YPG’ye yer olmayacak! “Ya kendi kendilerini feshederler ya da feshedilirler, yani yok olurlar” dedi. Üç aşamalı bir stratejiden bahsetti:
“Birinci aşamada bir an önce YPG içerisinde bulunan ve Suriyeli olmayan uluslararası terörist savaşçı statüsünde olan unsurların, Türkiye, İran, Irak ve Avrupa'dan gelen PKK kadrolarının bugün itibariyle ülkeyi terk etmeleri gerekiyor. İkinci aşamada YPG'nin bütün komuta kademesinin Suriyeli olanlar da dahil olmak üzere ülkeyi terk etmesi gerekiyor. (Üçüncü aşamada) PKK'lı olmayan kadroların yeni yönetimle bir anlayış birliği içerisinde silahlarını bırakarak, normal hayatlarına dönerek, bütünleşerek artık milli, eşitlikçi, bütüncül, Suriye içerisinde hayatlarına devam etmeleri gerekiyor.”
YPG elimine edilirken Kürtlere zarar gelmemesi konusunda HTŞ’nin bilinçli olduğunu savundu. Bu şekilde HTŞ’ye hem kefil oluyor hem de IŞİD’den doğup bugüne gelen bir örgütün bu stratejiyi Türkiye adına hayata geçireceğine inanıyor.
***
ABD de Suriye’de yeni düzeni kendi önceliklerine göre şekillendirinceye kadar Fırat’ın doğusundaki statükoyu korumak ister. Ayrıca Kürtlerin Şam’da kurucu aktörler arasında olmasını Amerikan-İsrail çıkarları için daha işlevsel bulabilir. 2003 sonrası Irak’ta Kürtleri yeni düzenin sigortası olarak Bağdat’ta iktidara ortak etmişlerdi. Irak’ta Amerikan karşıtı Şiilerin, Suriye’de El Kaide çizgisindeki Sünnilerin frenlenmesi için müttefik bir güç denkleme sokuluyor.
Beri tarafta Türkiye ile işbirliği ihtiyacı tavan yapmışken Ankara’nın stratejisine karşı Amerikan direnci zayıflayabilir ama yine de ABD odaya tek bir kartla girmek istemiyor.
Şu anda ABD iki ayaklı bir plan güdüyor.
Doğrudan güç kullanmaksızın Fırat hattında çatışmaları durdurmak aciliyet arz eden birinci plan.
Şark’ul Evsat’a konuşan Kürt yetkililere göre Amerikalı komutanlar kapsamlı siyasi çözüme kadar Fırat hattında çatışmaları önleme yönünde SDG’ye söz verdi. Rakka, Haseke ve Deyr el Zor’da aşiret liderleriyle de görüşen Amerikalılar ayrıca SDG’deki Arap bileşenlerin çözülmesini önlemeye çalışıyor. Bu çözülmenin ilk işaretleri Deyr el Zor’da geldi.
İkinci plan, Kürt birliğini sağlamak. Fransızlar da işin içinde. Öncelikli hedef Şam'da HTŞ’yle müzakereye oturacak bir ortak Kürt heyeti oluşturmak. Geçen hafta Amerikalılar ve Fransızlar birbirine hasım Kürt partilerle görüşmeler yaptı. PYD çizgisindeki Kürt Yüksek Konseyi ile Barzanilerin desteklediği Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) 2012’de sağlanan Hewler Mutabakatı’na rağmen yönetimde ortaklık kuramamıştı. ENKS partileri PYD’yi gücü tekeline almak ve Baas gibi davranmakla suçluyordu. SDG Komutanı Mazlum Abdi de Kürt partilere birlik çağrısı yapıp Kürdistan yönetiminden destek istedi. KDP lideri Mesud Barzani’nin Ankara’nın kırmızı çizgilerini göz ardı ederek adım atması zor. Fakat Fidan’ın üçüncü aşama olarak tanımladığı çözüm doğrultusunda PYD’nin ismen silindiği bir Kürt birliği Ankara’nın kırmızı çizgilerine girmeyebilir. Tenakuz şurada: Hedeflenen Kürt birliğinin amacı Ankara’nın “yok olsun” dediği şeyi korumak.
Abdi’nin ayrıca ABD’den iki talebi var: Özgürlük Şafağı Operasyonu’nun durdurulması için Ankara’ya yeterince baskı yapılması ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının korunması.
Muhaliflerin kullandığı Suriye bayrağının Fırat’ın doğusunda göndere çekilmesi müzakereye zemin oluşturmak için ilk adımdı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı kesmedi tabii. MSB Yaşar Güler de “Yeni dönemde Suriye’deki PKK/YPG terör örgütü er ya da geç tasfiye edilecek. Bunu hem yeni yönetim hem de biz istiyoruz" dedi. Şam’da iktidarın şekline şemaline dair kendilerinden çok eminler.
***
Öte yandan Amerikalılar da artık doğrudan HTŞ ile görüşmeye başladı. Blinken Amman’daki toplantıdan sonra HTŞ ile doğrudan temas kurduklarını duyurdu. Bu, Ankara’ya olan ihtiyacın azalacağına ve Türkiye üzerinden verdikleri istikametle artık yetinmeyeceklerine delalet ediyor. Blinken, HTŞ’nin şu üç ilkeyi karşılamaması halinde uluslararası tecride maruz kalacağı uyarısında bulundu:
“Tüm azınlıkların korunması; Suriye topraklarının komşu ülkeleri tehdit etmek için bir üsse dönüştürülmemesi; kimyasal silah stokunun imha edilmesi.”
Bu taleplerin alt başlıklarının nasıl döşendiğini tahmin ediyoruz. “Ya benim kurallarıma göre oynarsın ya da parya muamelesi görürsün” dayatmasıdır bu. HTŞ’nin kamburu kendi cüssesinden daha büyük. Bundan sonraki süreç Şam’ı çatışmasız teslim almaya benzemeyecek.
***
Bir tarafta Suriye’de parmağı olan yabancı aktörlerin çatışan istekleri; diğer tarafta etnik, dini ve mezhepsel çeşitliliğin güçlü olduğu bir ülkede dümene geçen koyu mezhepçi bir anlayışın kapsayıcılık sorunu. Bu cenderede Akabe’de sözünü ettikleri Suriye’nin birliğini, bütünlüğünü ve egemenliğini sağlamak hiç de kolay olmayacak. Kürtlerin yanı sıra Süveyde ve Golan’daki Dürziler, Lazkiye-Tartus bölgesindeki Aleviler, Süryaniler, Ermeniler ve diğer Hıristiyan gruplar, sayıları az da olsa Şiiler, İsmaililer ve Ezidiler diken üstünde duruyor. Colani’yi arayıp tebrik eden Lübnan'daki Dürzi lider Velid Canbolat gibi burnu iyi koku alan isimler ilişkili oldukları toplulukların geleceği için güvence almaya çalışıyor.
Diğer azınlıklardan farklı olarak Kürtlerin fiili bir özerk yapı ve savunma gücüne dayanmaları, Amerikan hesabında olmaları ve Türkiye’nin hedefinde durmaları daha ciddi bir pazarlık masasını gerektiriyor.
“Ya kendilerini feshederler ya da feshedilirler” ihtarını tekrara düşürecek karmaşıklıkta bir denklem şekilleniyor. Üç aşamalı stratejinin yürümesi Amerikan tutumunda değişimin garantilenmesi, ABD’nin Şam’dan istediklerini almış olması ve HTŞ’nin de dümene gerçekten hakim olması gerekir. HTŞ henüz Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu’nu bile içeri almış değil. Martta hedeflenen kapsamlı hükümet kuruluncaya kadar denkleme daha nelerin gireceğini bilmiyorum.
The main actors of the dirty intervention in Syria achieved their goal through jihadist forces after 13 years. After Assad's departure, the war to reshape Syria began with the 'destruction actor' Hayat Tahrir al-Sham (HTS).
As in 2011, the US is trying to steer the process. Washington aims for a Syria loyal to the American order. The warning that “the new Syria should not threaten its neighbors” underlines the priority of securing Israel. Americans are happy with the result but unsure of the future! Shaping requires using serious weight.
Ankara, as the country most closely connected with the forces in Damascus, is trying to say, “I am the boss of the process.” The fact that MIT Director İbrahim Kalın went to the Umayyad Mosque in a car driven by Ebu Muhammed el Colani, who has a $10 million bounty on his head from the American government, is sending the message to the parties that “the road to Damascus now passes through Ankara.” This is an intoxicating claim!
Although Israel is grateful to HTS for the collapse of the Baath regime, the removal of Iran and the closure of Hezbollah's supply line, it is trying to make it clear who the boss is by making the country boneless. It is doing this not only by occupying a large area in Mount Hermon, Quneitra and the Damascus countryside, but also by bombing all of Syria's bases, radars, arsenals, weapons production facilities, naval vessels, jet and helicopter fleets, missile and air defense systems. This is what it means to be a mafia terrorist state! HTS leader Abu Mohammed al-Jolani, who took the helm in Damascus, stated that the excuse of Iran and Hezbollah had been eliminated and said, "We will not enter into conflict with Israel", and even attempted to disarm Palestinian organizations in Syria, but this is not enough to stop Israel's attacks.
The concerns of Arab countries, many of which were part of the destruction crew during the proxy war, are prominent. Fears that the Muslim Brotherhood will raise its head in Egypt, that radical Salafist groups will awaken in Lebanon and engulf the country, that political Islam will strengthen in the UAE and hit its own shores, that ISIS will revive in the Sunni triangle in Iraq, and that Islamist veins will tingle in Jordan whisper that the process should not be left to the monopoly of HTS. Israel does not want the jihadists that have served it in Syria to be the triggers that will shake up the order in Jordan. Jordan is one of the cornerstones of the Jewish state's security architecture. According to Israeli state television, KAN, Israel, concerned that the new situation in Syria will destabilize Jordan, sent Shin Bet Director Ronen Bar and Military Intelligence Director Shlomi Binder to Amman for secret talks on Friday.
***
In the expanded foreign ministers’ meeting of the Arab Contact Group in Aqaba on Saturday, expectations and sensitivities were set forth regarding the kind of Syria desired. Although the final declaration was not a roadmap, it emphasized certain principles. Support was given to the political transition process in accordance with UN Security Council resolution 2254. It was requested that all military operations be stopped. Turkey allowed the needle to be stuck in itself with this article! The rights of all components of the people, regardless of race, sect or religion, were mentioned. General sensitivities such as protecting state institutions, preventing Syria from falling into chaos, ensuring the safety of life and property of citizens, and protecting territorial integrity and sovereignty were listed. The decision to support the transition period and reconstruction process also provided legitimacy to the interim government led by HTS.
The transition period is under the control of HTS, which all actors at the table consider terrorists. The Aqaba meeting was the first step in overcoming this paradox. Although there was no HTS representative at the meeting, credit was given to the process with wishes and warnings.
***
The warnings made to HTS regarding minorities while Assad's plug is being pulled may not have a long-lasting effect. Colani's pragmatism is not an option but a necessity in terms of removing HTS from the list of terrorist organizations, ensuring international legitimacy, removing the Caesar Law and opening the way for aid. Turkey is also the insurer of the elixir of 'moderation'. Kalın is in a sense saying, "It's up to me" by posing as a guarantor of Colani's change.
Following Turkey, EU countries are also trying to be close enough to knead the Syrian dough by preparing to open their embassies in Damascus. This also shows that they are ready to accept whatever will come out of the Syrian chaos. They are ready to give the rewards and concessions they want, as long as HTS provides the transition that everyone wants to see and, if possible, brings different components into the government.
***
However, the picture of Syria that everyone wants to see is not the same. The fundamental contradiction here is between the US and Turkey. Although the priority lists of the two countries are the same in terms of directing and managing the armed rebellion, collapsing Syria and securing Israel, the paths diverge when it comes to making the SDF-YPG a partner in the new order. Still, neither Turkey can knead the dough of Syria in spite of the US, nor the US can knead it in spite of Turkey. The fact that Turkey stopped operations with the Syrian National Army beyond Manbij and east of the Euphrates before Secretary of State Antony Blinken’s visit to Ankara and the meeting in Jordan shows the need to watch Washington.
Turkish-American coordination is vital for the new order in Damascus to gain international legitimacy. Nevertheless, Ankara is trying to block all paths that will carry the SDF-PYD line to Damascus in advance. The ceasefire in Manbij will end on December 16. The SNA's increasing fortifications in the direction of the Euphrates beforehand indicate that the search for changing the control map in the field will continue where it left off. If the clashes start again, it will show that Ankara is willing to risk a certain amount of tension to change the control map until Trump comes.
***
After seeing Blinken off, Foreign Minister Hakan Fidan gave an interview to NTV, where he clearly outlined the strategy for the east of the Euphrates. He stated that the ground that the YPG played a role in had collapsed after the departure of Russia, Iran and the Assad regime, and argued that the US could no longer do anything. He said, “As a result of the steps that the administration in Damascus will take, the YPG will no longer be able to find ground.” In other words, there will be no room for the YPG in the new order led by HTS! “They will either dissolve themselves or they will be dissolved, in other words, they will disappear,” he said. He mentioned a three-stage strategy:
“In the first stage, the elements within the YPG who are non-Syrian and have the status of international terrorist fighters, the PKK cadres who came from Turkey, Iran, Iraq and Europe, need to leave the country as of today. In the second stage, the entire command level of the YPG, including those who are Syrian, needs to leave the country. (In the third stage) the non-PKK cadres need to lay down their weapons, return to their normal lives, integrate with the new administration and continue their national, egalitarian, holistic lives within Syria.”
He argued that HTS was conscious of not harming the Kurds while the YPG was being eliminated. In this way, he both vouches for HTS and believes that an organization that emerged from ISIS and has come to the present day will implement this strategy on behalf of Turkey.
***
The US also wants to maintain the status quo east of the Euphrates until it shapes the new order in Syria according to its own priorities. It may also find it more functional for American-Israeli interests for the Kurds to be among the founding actors in Damascus. After 2003, they had made the Kurds partners in power in Baghdad as insurance for the new order in Iraq. An allied power is being brought into the equation to restrain the anti-American Shiites in Iraq and the Al Qaeda-aligned Sunnis in Syria.
On the other hand, with the need for cooperation with Türkiye at its peak, American resistance to Ankara's strategy may weaken, but the US still does not want to enter the room with a single card.
Currently, the US is pursuing a two-pronged plan.
The first and most urgent plan is to stop the clashes on the Euphrates line without using direct force.
According to Kurdish officials who spoke to Asharq al-Awsat, American commanders promised the SDF to avoid clashes along the Euphrates until a comprehensive political solution is reached. The Americans, who have also met with tribal leaders in Raqqa, Hasakah and Deir al-Zor, are also trying to prevent the disintegration of the Arab components in the SDF. The first signs of this disintegration came in Deir al-Zor.
The second plan is to ensure Kurdish unity. The French are also involved. The primary goal is to establish a joint Kurdish delegation in Damascus to negotiate with HTS. Last week, the Americans and the French held talks with rival Kurdish parties. The Kurdish Supreme Council, aligned with the PYD, and the Syrian Kurdish National Council (ENKS), supported by the Barzanis, could not form a partnership in the administration despite the Hewler Agreement reached in 2012. The ENKS parties accused the PYD of monopolizing power and acting like the Baath. SDF Commander Mazlum Abdi also called on the Kurdish parties to unite and requested support from the Kurdistan administration. It is difficult for KDP leader Massoud Barzani to take steps while ignoring Ankara’s red lines. However, in line with the solution Fidan describes as the third stage, a Kurdish unity in which the PYD is nominally wiped out may not fall within Ankara’s red lines. The contradiction is this: The aim of the targeted Kurdish unity is to protect what Ankara says “should be destroyed.”
Abdi also has two demands from the US: to put enough pressure on Ankara to stop Operation Freedom Dawn and to maintain the American military presence in the region.
The raising of the Syrian flag used by the opposition east of the Euphrates was the first step to create grounds for negotiations. Of course, President Tayyip Erdoğan did not object. The Ministry of National Defense Yaşar Güler also said, “In the new period, the PKK/YPG terrorist organization in Syria will be liquidated sooner or later. Both the new administration and we want this.” They are very confident about the shape and form of power in Damascus.
***
On the other hand, the Americans have also started to talk directly with HTS. Blinken announced that they have established direct contact with HTS after the meeting in Amman. This indicates that the need for Ankara will decrease and that they will no longer be satisfied with the direction they have given through Turkey. Blinken warned that HTS will be subject to international isolation if it does not meet the following three principles:
"Protection of all minorities; not turning Syrian territory into a base to threaten neighboring countries; destruction of chemical weapons stockpiles."
We can guess how the subheadings of these demands are laid out. This is an imposition of “Either you play by my rules or you are treated like a pariah.” HTS’s hump is bigger than its own size. The process that follows will not resemble taking Damascus without a fight.
***
On one side, the conflicting demands of foreign actors with a finger in Syria; on the other, the inclusiveness problem of a deeply sectarian understanding that has taken the helm in a country where ethnic, religious and sectarian diversity is strong. In this pressure, it will not be easy at all to ensure the unity, integrity and sovereignty of Syria that they talked about in Aqaba. In addition to the Kurds, the Druze in Suwayda and Golan, the Alawites, Assyrians, Armenians and other Christian groups in the Latakia-Tartus region, the Shiites, Ismailis and Yazidis, although in small numbers, are on edge. People with good sense of smell, such as Lebanese Druze leader Walid Jumblatt, who called and congratulated Colani, are trying to secure the future of the communities they are associated with.
Unlike other minorities, the Kurds' de facto autonomous structure and defense force, their being in America's calculations and being targeted by Turkey, require a more serious bargaining table.
An equation is forming that is so complex that it will make the warning “Either they dissolve themselves or they will be dissolved” seem repetitive. For the three-stage strategy to work, a change in American attitudes must be guaranteed, the US must get what it wants from Damascus, and HTS must truly be at the helm. HTS has not yet even let in the Syrian National Army, which is supported by Turkey. I do not know what else will enter the equation until the comprehensive government targeted in March is formed.