"Bayrama siyaseten yarılmış bir Türkiye olarak girdik” diye yazmıştım.
İktidar cenahı, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının önce üniversite diplomasını iptal ettirmiş, ardından da o adayı, neredeyse belediyedeki tüm ekibiyle birlikte, yolsuzluk ve terörle iş birliği gerekçesiyle cezaevine koydurmuştu.
Müthiş hamleydi. Gözü kara, her türlü hukuksuzluk suçlamasını göze almış, Erdoğan’ın kendi geçmişi ile paralellikler kurulmasını ıskalamış müthiş hamle… Bir siyasi irade, dara düşmese yapmazdı bunu. “İmamoğlu ismi” epeyce bir süredir iktidarın içini dara düşürüyordu belli ki…
İmamoğlu’na yönelik iktidar hamlesi, “Ana muhalefet” için aynı zamanda müthiş bir sınama idi. “İşte aldım, diyordu, sembol insanını, hadi bakalım ne yapacaksın? Meydanlarda Cumhurbaşkanlığına oynuyordun, oyna bakalım şimdi!”
Yargı vardı ortada. Kuzu kuzu Silivri’ye gitmek vardı. Boğazında ne düğümlenirse düğümlensin, olan buydu.
Ana Muhalefetin başında, yılların Kılıçdaroğlusu değil, onun yerine seçilmiş Özgür Özel vardı.
Yukardaki oyun kurucu “Heybede başka turplar olduğu”nu söyleyip duruyordu. CHP’nin içindeki oyun elemanları Özel’i seçen CHP Kurultayı’na şaibe bulaştırma hesabına denk düşen sinyaller vermekteydi. Acaba bu arada CHP Kurultayının iptali de devreye girer, Özel de öylece çamurun içine çekilir miydi?
Özgür Özel, CHP, uçurumun kenarına doğru geriletiliyordu. Evet yaman bir sınav söz konusu idi. “Can havli” durumu idi Özel’in karşı karşıya bulunduğu…
Özgür Özel can havli ile ayağa kalktı orada… Yere kapaklanması bekleniyordu muhtemelen, ayağa kalktı.
Saraçhane öfkesi bu can havli ortamından çıktı. Ramazan içinde başladı Saraçhane öfkesi, kitleler büyüdü, büyüdü.
Özgür Özel her gece, kendisini kitlelerdeki İmamoğlu sempatisine eklemledi, sonra bu sempatiyi iktidara yönelik öfkeye dönüştürdü. Kitlelerle duygudaşlık oluşturdu. Her gece bir miting yönetti adeta.
Onun içinden iktidar iradesinin “İBB’ye kayyım atayamama” sonucu çıktı.
Bu arada, bu gece buluşmalarının sınırlı bir medyaya yansıması ile İmamoğlu’nun adaylık oylamasının heyecanı yönetildi. Öyle ki cezaevindeki İmamoğlu’na CHP sandıklarından neredeyse CHP üyelerinin tamamının oyu, yani 1 milyon 700 bin, “Dayanışma Sandıkları”ndan 15 milyon oy çıktı. “Adayımı alır mısın al sana 15 milyon tepki.”
Saraçhane mitingleri bu arada İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de üniversite öğrencilerinin eylemleri halinde yansıdı.
Gerek Saraçhane mitinglerine gerekse üniversitelerdeki hareketliliğe karşı iktidarın hamlesi, kimi zaman şiddete varan polis operasyonları, bunun yanında katılımcı gençlerden binlercesini gözaltına almak oldu. Bu gençlerden 301’i bayramı cezaevinde geçirdi.
İktidar muhtemelen bu uygulama ile gençleri ve ailelerini yıldırmayı amaçladı.
Özgür Özel bir hamle daha yaptı, Saraçhane’yi bayram arifesinde Maltepe’ye taşıdı. Bu defa, üstelik iktidarın 9 günlük tatil ilânına rağmen, 2 milyon 200 bin kişi buluştu Maltepe’de…
Tüm bu kitlesel buluşmaların ana motivasyonu iktidar tarafından nasıl okundu bilmem, ama “Hak, Hukuk, Adalet” seslenişlerine bakılırsa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, dolayısıyla iktidar uygulamalarına öfke yoğunlukluydu.
Mitinglere devam edecek Ana Muhalefet… Özgür Özel’in kendini koyduğu bir liderlik sınavı var ve iktidar cenahının medya uzantıları bundan “İmamoğlu ile rekabet” gibi bir çürük alan üretmeye çalışıyor.
Saraçhane gecelerinden başlayarak Özgür Özel bir de “Boykot”u seslendiriyor. İktidar medyasına, onlara destek veren iş dünyasına, zaman zaman isimlerle detaylandırarak bir boykot çağrısı… “Tüketimden gelen gücü kullanmak!” Türkiye “Boykot”u, İsrail yanlısı şirketlerin ürünlerine karşı kullandı.
Boykot yöntemi iyi mi? Bence tartışılır. Özgür Özel’in bile boykotun sınırlarını belirlemekte zorlandığını gözlemlediğimi söylemeliyim. Uygulanabilir mi, bir, kimi vurursun, iki, kitlelere nasıl yansır, üç.
İktidar cenahı “Sokaktaki öfke” karşısında tedirgin. İmamoğlu’na yönelik operasyonların “ekonomiye yansımaları”nı üstlenmek yerine, muhalefetin eylemlerini sorumlu tutmaya yöneliyor, üniversitelerdeki olaylardan “Anarşi” çağrışımları yaparak kitleleri etkilemek istiyor, bu arada da Bahçeli’nin “15 Temmuz’daki gibi başkaları da sokağa çıkılırsa ne olacak?” söylemiyle sokakta hesaplaşma ihtimalleri devreye sokuluyor.
Gerilim sürüyor. Nereye doğru evrilir?
İktidar medyasına Özgür Özel’in ve bazı CHP milletvekillerinin “dokunulmazlığının kaldırılması” gibi hesaplar üfürülüyor. O da göze alınır mı? Belli olmaz ki… Demokrat Parti iktidarının son zamanlarında neler olmadı ki… Kimyası bozulan güç sahiplerinin işine akıl sır ermeyebilir.
6 Nisan’da CHP’nin olağanüstü kurultayı var. Özgür Özel, heybedeki turplardan birisi ile daha hesaplaşacak. Çok riskli bir alanda top koşturduğu açık. İktidar da riskli alanlarda top koşturuyor. Sokaktaki gerilimden en çok ülkeyi yönetenlerin rahatsız olması gerekir aslında.
Herkesin bir akıl ve sabır sınavı verdiği açık. Her türlü gücün kullanımı da akıl ve sabır istiyor.