Bayramın son günü NEFES Ankara bürosuna geldim. Önce gazeteleri okudum, ardından TV haberlerine ve izlediğim Youtube kanallarına baktım.
Yüzlerce haber vardı ama iki konuya takılıp kaldım.
***
- İlki, bayramı iktidarın siyasi inadı yüzünden cezaevinde geçiren gençlerin durumuyla ilgiliydi.
İstanbul’daki tutuklu çocukların bir kısmı Silivri, bir kısmı da Metris cezaevinde kalıyor.
En büyük sorunları azılı katillerle, uyuşturucu tacirleriyle, tecavüzcülerle aynı koğuşlarda tutuluyor olmalarıydı.
Suça bulaşmamış, belki de ailelerinin bugüne kadar adeta bir cam kavanoz içinde yetiştirdiği bu gençleri, hukuksuz bir şekilde cezaevine atmak ve özellikle de kriminal tiplerle aynı koğuşta tutmak tam bir eziyet değil midir?
Sadece koğuş eziyeti mi?
Bayram tatili nedeniyle cezaevlerindeki kantinler kapalı. Alışveriş yapamayan gençler bütün günlerini cezaevi yönetiminin verdiği yetersiz gıdalarla geçirmek zorunda kaldılar.
Aynı zamanda kıyafet değiştiremediler ve kıyafet de değiştiremedikleri için ciddi hijyen sorunlarıyla karşı karşıyalar.
Çocuklar yakında çıkacak ve okullarına dönecek. Kendilerini sınav haftası karşılayacak. Ne yazık ki bayram tatili gerekçe yapılarak kitapları dahi verilmiyor.
Gelelim en vahimine:
Emniyette polisin, cezaevinde infaz koruma görevlilerinin kötü muameleleri var.
İzmir Barosu’ndan Başkan Sefa Yılmaz ve Ceren Şen Tosun, Menemen Cezaevi’nde gösteriler sonrasında tutuklanan gençlerle görüşmüş. Görüşme sonrası Baro’nun yaptığı açıklamada tutuklu gençlerin infaz koruma memurlarının sözlü ve fiziki saldırısına uğradığına dikkat çekildi. Görüşmeler sırasında gençlerde gözle görülür darp ve cebir izi olmasına rağmen cezaevi doktoru durumu göz ardı etmiş.
İstanbul’da tutuklu gençlerin bazılarında da ciddi darp ve cebir izleri olduğu ziyaretçi avukatlar tarafından tespit edilmiş.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2013’te paylaştığı bir sosyal medya mesajında “İşkenceye sıfır tolerans dedik ve bunu sağladık” demişti.
Erdoğan’ın mesajı gerçeği de yansıtıyordu.
AK Parti iktidarının en önemli başarılarından biri Avrupa Birliği uyum çalışmaları sırasında karakollarda ve cezaevlerinde sistematik işkenceyi bitirmek olmuştu.
Ne yazık ki Türkiye o mesajdan 12 yıl sonra başa döndü.
Artık “İşkence insanlık suçudur”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganlarını yeniden duyar olduk.
Muhalefet ve barolar son 15 günde yaşanan işkence raporlarını tek tek tespit edip Adalet Bakanlığı’na, gerekiyorsa da savcılıklara rapor etmelidir.
Adalet Bakanlığı da sistematik işkenceye yeniden dönülmesine kapı aralayacak bu kötü örneklere anında müdahale etmeli, “işkenceye sıfır tolerans” sloganından ödün verilmeyeceğini başta kolluk personeli olmak üzere herkese göstermelidir.
***
- İkinci konu da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hizbullah davası sanığı Şehmus Alpsoy’u affetmesiydi.
Kanser tedavisi gören Şehmus Alpsoy’un ağır sağlık sorunları ve fiziki koşulları nedeniyle cezaevinde tutulması insan haklarına aykırı durum olabilir.
Hasta mahkumlar için uygulanması gereken uluslararası standartların Şehmus Alpsoy’a uygulanmasından daha doğal bir şey olamaz.
Ancak Türkiye’deki cezaevlerinde aynı durumda olan yüzlerce mahkûm varken daha önce Mehmet Emin Alpsoy’u “kocama” gerekçesiyle affeden Cumhurbaşkanı’nın bu defa da oğlu Şehmus Alpsoy’u affetmesi insan haklarıyla değil ideolojik dayanışmayla açıklanabilir.
(İnsan Hakları örgütlerine göre Türkiye’de cezaevlerinde 300’e yakın ağır hasta mahkum var. Merak edip daha önce İnsan Hakları Derneği’nin açıkladığı bazı ağır hasta mahkumların son durumuna baktım.
- Mesela Mahmut Başyiğit 4. evre safra kesesi kanseri hastası olduğu halde uzun süre tahliye edilmemiş. Tedavi gecikmiş ve hastalığı ilerlemiş. Tahliye edildikten sadece 8 ay sonra ölmüş.
- Mesela, yüzde 75 engelli kanser hastası Cemal Altıparmakoğlu vefatından çok kısa süre önce tahliye edilmiş.
- Mesela, 10 Mart 2025 günü bu köşede yazdığım “Mülk sahibi adaleti” başlıklı yazımda dikkat çektiğim O. Ayber de 80 yaş üstü hasta bir tutuklu ve yaşlılığına ve hastalıklarına rağmen hala cezaevinde tutuluyor.
- Mesela, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, ciddi kalp hastalığı olmasına, pekala tutuksuz yargılanabilecek olmasına rağmen uyduruk bir suçlamayla cezaevinde tutuklu bulunuyor.)
Bu çerçevede hasta mahkumlar genelde her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz kalırken Ankara’da Süvari Mahallesi 307. sokaktaki evlerini ölüm evine çeviren Hizbullah katilleri Alpsoyların Erdoğan tarafından affedilmesini “insan hakları hamlesi” olarak görmek mümkün değil.
***
Ezcümle, gerçek katillerin dışarıda, gençlerin, aydınların ve siyasetçilerin demir parmaklıkların arkasında olduğu, kötü muamele gördüğü bir ortam “demokrasi” ve “hukuk devleti”nden nasibini alamamış bir ortamdır.
Bu ortam bu ülkeye yakışmıyor ama maalesef ülkemizde bolca mevcuttur.