Önümüzdeki üç ay, İktidar kanadının başka bir çıkış yolu olmadığını halktan işittiği azarlar, yediği darbeler yüzünden başka çare kalmadığını anlamasıyla geçer ve el mecbur el mahkûm seçim kararı alırlar. Bu sene Güz aylarında, Ekim veya Kasım gibi hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili genel seçimi yapılır.
Başka çare, başka çözüm yok. Kim için? Herkes için; ama önce İktidar kanadı için.
Neden?
Çünkü Otokrasi kendi kazdığı kuyuya düştü ve terbiye edilmiş haliyle demokrasinin uzatacağı merdiven dışında oradan çıkması imkânsız.
Halkın algısına göre gerçeklik kazanan tabloyu kalın hatlarıyla çizelim.
Meşruiyet kaybı ancak seçimle telafi edilir:
İmamoğlu’nun tutuklanması, bir yargı kararı olarak değil, Erdoğan’ın iddialı rakibini yok etme operasyonu olarak algılandı. Kötü planlanmış veya gözdağı vermek için göstere göstere uygulanan bir plan: Asıl yargılama, Cumhurbaşkanı’nın son beş günde yaptığı iftar konuşmalarında “pislikleri ortaya döküldü” vurgularıyla yapıldı, iktidar medyası algı oluşturmak için fazla sistematik ve o kadar da etkisiz bir karalama kampanyası yürüttü.
Diploma ve CHP’ye kayyım gündemi, çok yönlü taarruzu aşikâr etti.
‘İKTİDAR İÇİN TEK ÇARE ERKEN SEÇİME GİTMEK’
Bu haberler ilginizi çekebilir
Volkan Konak son yolculuğuna uğurlandı: Eşinin feryadı yürek dağladı
Şamil Tayyar: Cumhurbaşkanımız korkacak biri değil, iyi niyetli yaklaştığınızda elindeki ekmeği bile alırsınız
Acun Ilıcalı’dan Galatasaray’a yanıt: Hakemler üzerinde baskı kurduklarını itiraf ediyorlar
Sonuç ne oldu?
Seçim kazanmak için rakibini elindeki güç ve imkânlarla, devletin elindeki meşrû şiddet tekelini (tutuklama, malına el koyma) kullanarak devre dışı bırakmaya kalkmak, bir iktidarın geldiği yolla, yani özgür ve adil seçimlerle gitmeye razı olmadığı anlamına gelir. Geldiği gibi gitmeyi kabul etmeyen bir iktidar ise tepeden tırnağa meşruiyetini kaybeder.
AK Partililer dahil halkta kahir ekseriyetle oluşan yargı ve algı: İktidar meşruiyetini kaybetmiştir. Böyle bir iktidara karşı hangi araçların meşrû kabul edildiğini, evrensel demokrasi prensipleri belirlemiştir.
İktidar için tek çare, bu algıyı ve yargıyı değiştirmek üzere erken seçime gitmek ve kendisini halkın onayına sunmaktır.
Ekonomik krizden ancak erken seçimle çıkılabilir:
Seçimin kendisinden önce seçim kararı alınması bile ekonomiye rahat bir nefes aldırır.
Muhalefeti sindirmeyi amaçlayan otokrasi operasyonu, halktan önce örgütlü ekonomik sektörlerden tepki aldı. Hukukun, mülkiyet hakkının güvencesi iktidarların serbest ve adil seçimlerle değişebilme yeteneğidir. Herkes, herkesin önünde de sermaye sahipleri anlaması gereken şeyi hızla anladı, bir ara rejim veya açık dikta rejimi kokusu aldı. Piyasa ekonomisi hemen çöktü. Türkiye yaklaşık yüzde 16 civarında yoksullaştı.
Bu kaybı hemen telafi etmek imkânsız; ancak Türkiye bu tuzaktan çıkamazsa ekonomik kayıpları katlanarak artacak, hatta tam bir enkaz alanına dönecek.
Üç yıl içinde ekonomiyi toparlayarak ömrünü uzatmayı planlayan iktidar, son siyasî operasyondan sonra artık ekonominin sırtından bir an önce atılması gereken ağır bir yüke dönmüş durumda.
İktidar değişikliğine halk karar verir ancak ekonominin bir an önce istikrara kavuşması ve güven ortamının ilk çivilerinin çakılması için seçim kararı kaçınılmaz.
İki yıldır toplum kemer sıkma politikalarıyla büyük fedakarlıklara katlanmaya zorlandı. Otokrasi hevesi hepsini bir kalemde heba etti.
Önümüzde sadece tek yol kaldı: Seçim.
‘ÇÖZÜM SÜRECİNİN BÜTÜN ANA SÜTUNLARI DEVRİLMİŞ DURUMDA’
Çözüm süreci ancak erken seçim kararı ile yoluna girer:
Türkiye, asırlık sorunu çözmek için tarihî bir fırsat yakalamıştı.
Israrla tekrarlandı: Demokrasi ve hukuk olmadan bu sorun çözülmez. Nitekim gerçekten çözülemeyeceğini son bir haftada tecrübe ederek gördük. Son mahalli seçimde Kent Uzlaşısı adı ile CHP-DEM işbirliğinin terör faaliyeti olarak yargılama konusu yapıldığı bir yargı düzeni içinde hangi sorunu, nasıl çözebilirsiniz? Adamlar adli sicilden aldıkları temiz kâğıdı ile aday olup seçim kazanmışlar, sonra “terör kaydı olan” “terör iltisaklısı” diye kanunda yer almayan bir yafta ile yargılanırken ve onlarla işbirliği yapan CHP’liler hapse atılırken bırakın PKK’ya silah bıraktırmayı, Kürt bölgesinde siyaset yapanlardan tek bir kişiye bile temel haklar güvencesi veremezsiniz.
Nitekim İmamoğlu’nun terör soruşturmasından tutuklanmaması, muhtemelen bu sürecin üzerine titizlenen devlet kanadının baskısı ile alınmış bir karar olmalı. Ama hukuk açığı çok büyük: İmamoğlu’nu devre dışı bırakırken Çözüm Süreci’nin bütün ana sütunları devrilmiş durumda.
Türkiye’nin kardeşlik projesinin yürümesi için iktidarın şiddete başvurmadan değişebileceği inancının yeniden hayat bulması, bunun için kaçınılmaz şekilde seçim kararı alınması gerekir.
Dev uyandı:
Pazar akşamı Saraçhane’deydim. İnsanları, ellerindeki pankartları ve oluşan kitle ruhunu gözlemledim. Müthiş bir enerji, dayanışma ruhu ve kolay pes etmeyecek bir direnç gördüm.
Demokrasi cini şişeden çıkmış, egemenlik mührünün hakiki sahibi ayağa kalkmış. İktidar kanadının İmamoğlu ve arkadaşlarına yönelik operasyonu ile kendi kendine attığı golün meydanlardaki tazahüratı bu durum.
‘İKTİDAR MEŞRUİYETİNİ KAYBETTİ’
Algı çok açık: İktidar meşruiyetini kaybetti. Bu iktidarın halkın taleplerini bastırmak için kullanacağı şiddet de gayrımeşru olur. Kavramın sahibi olan Robespiere’in tabiri ile bu durum doğrudan “devlet terörü” olarak nitelenir. İktidar demokratik protestoları şiddet yöntemleri ile veya provokatif eylemlerle bastırmaya kalkarsa meşruiyeti girdiği o derin çukurda bütünüyle eriyip buharlaşır. Tam olarak zorba bir yönetim haline gelir.
Her şey mümkün. İnsanlar ölebilir, katliamlar gerçekleşebilir. Yüzbinlerce insanı tutuklamayı göze alabilirler. Olağanüstü Hal ilan edilebilir. Ama şimdi, şu an bu kayıpları ve ülkeyi kaosa teslim edecek tırmanışı peşinen ihtimal dışı hale getirecek bir çözüm var: Erken seçim kararı.
İktidarın son siyasî operasyonu ile Türkiye’nin içine girdiği korkunç kargaşadan biricik çıkışı halkın hakemliğine müracaat etmek. İktidarın da muhalefetin de tek kurtuluşu ve can simidi.