Önce önemli haberi vereyim:
Suriye’de düzenli bir ordu yapılanmasının oluşması için Türkiye açık destek verecek. Buna göre, Milli Savunma Bakanlığı terörle mücadelede yetkin olan isimlerden bir danışman kadrosu kuracak. Türk danışman kadrosu Suriye’nin güvenlik ve savunma politikasına yön verecek. Bununla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri, yeniden yapılandırılacak Suriye ordusunun askeri eğitiminde aktif olarak rol alacak. Yani Somali’den Pakistan’a kadar birçok ülkeyle yaptığımız askeri işbirliğine Suriye de eklenecek.
Telefonda konuştuğum isim Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na çok yakın bir görevdeydi. Başka konuları konuşurken bu yukarıdaki haberi de paylaştı.
Herkes gibi ben de aynı sorulara yanıt arıyorum:
1- Suriye’de denklemin değişmesinin Türkiye’deki iç politikaya yansımaları nasıl olacak?
2- Muhalefet cephesinde inanıldığı gibi sert bir dönem mi geliyor?
Yanıt için, iktidar cephesinden bilgisine ve geleceğe dair öngörülerine güvendiğim dört ayrı kaynak ile konuştum.
Devletin güvenlik kodlarını iyi bilen bir kaynağımın şu sözleri çarpıcıydı:
“Suriye için bir karar alındı. Gidebileceğimiz son noktaya kadar gideceğiz. Oradaki örgütlere silah bıraktıracağız. Bunun aksini iç politikaya yansıtmaya çalışanlar hukuku karşısında görecek.” Kuşku yok ki “hukuk” derken olası soruşturma ve gözaltı operasyonları kastediliyordu.
İktidar cephesi bu tavrı “milli politika” diye kavramlaştırıyordu. Devletin, bu politikaya karşı olanlara bakış açısını anlamak için şu sözler kritikti: “Suriye’deki projenin çökmesini İran ile İsrail istiyor. Bu bizim için çok net.” Daha da çarpıcısı, Suriye’de MİT ve Dışişleri’nin olduğu hatırlatılıp olası karşı politikalar 2014’teki MİT TIR’larının durdurulması süreciyle eş tutuluyordu. Görünen o ki AKP iktidarı Suriye konusunu “kırmızı çizgi” olarak belirledi. Keza, dünyaya da “Biz Suriye’de başarırsak siz de nefes alırsınız” mesajı verilmek isteniyordu.
AKP ERKEN SEÇİME NE ZAMAN GİDECEK?
Gelin görün ki AKP içinde daha temkinli olanlar da yok değildi. Bir AKP milletvekili şunları söyledi telefonda:
“Suriye’de başarıyı çok erken ilan ettik. Benim bundan kaygım var. Çünkü, eskisi kadar etkin olmasa da bölgenin birçok aktörü var. Misal, Rusya... Rusya’nın Tartus Limanı’nı bırakması demek, Baltık Denizi’ne kadar gemi bağlayacak kıyı bulamaması demek. Sadece gemi bağlamak da değil, füze sistemleri de orada. Ya da İsrail bu kadar çabuk vazgeçecek mi? Sahi, biz gittik ve gerçekten kimse de bize bir şey söylemiyor mu? Unutmayalım ki Emevi Camisi’nde namaz kılmak demek o bölgede egemen olmak demekti, sadece iki rekât şükür namazı kılmak değildi.”
Lakin şurası bir gerçek ki AKP teşkilatlarında moraller yerindeydi. AKP yönetiminde de bulunmuş önemli bir isim şöyle özetliyordu parti içindeki havayı:
“AK Parti aşağı doğru gidiyordu. Bu iniş durdu, yavaş yavaş toparlanmaya ve bir miktar da yükselmeye başladı. Sadece kamuoyu yoklamalarıyla değil, sahada da biz bunu çok net gözlemleyebiliyoruz. Teşkilatlar moral buldu ve daha gayretle çalışıyorlar. Çünkü Suriye politikasından kaynaklanan bütün olumsuzluklar bir şekilde haneye yazıyordu. Bu da ağır bir basınç oluşturuyordu. Şimdi ise bu üzerimizdeki yük hafifledi. Özetle, AK Parti’nin yelkenleri şişmeye başladı bir miktar.”
Peki, iktidar bu pozitif süreci erken seçime taşır mı? Aynı kaynağım şerh koydu: “Ben ekonomiyle ilgili genel bir iyileşme olmadan erken seçime gidileceğini sanmıyorum. Çünkü Suriye rüzgârı da bir yere kadar... Daha fazla taşımaz...”
Konuştuğum AKP milletvekili de benzer sorunu hatırlatıyordu: “Vatandaşın asıl derdi geçinebilmek. Misal, kiralar çok yüksek... Benim milletvekili maaşım var çok şükür, lakin ben de üç sene öncesine kadar bin dolar muadilinde kira vermiyordum. Şimdi ise durum çok farklı.”
ÖCALAN İLE GÖRÜŞME NEDEN UZADI?
Hal böyleyken nasıl bir 2025 beklemeliyiz? Konuştuğum AKP’li kaynaklar ekonomi, yeni anayasa ve uluslararası politikalar üzerinde duruyor.
Bir kaynağım ise şöyle bir amaçtan söz etti: “Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek demokratik ve kuşatıcı adımları atacağımız yeni bir yıl olacak. Suriye’deki yönetim değişikliği bu imkânı fazlasıyla sunacak bir iklim koydu önümüze. Herkesi kucaklayan ve herkesin kendisi gibi kalarak kendini özgürce geliştirebileceği özgürlükçü, müreffeh ve kudretli bir devlet inşa etme kararı, ortak bir kararımızdır.”
Konu konuyu açtı, ben de MHP lideri Bahçeli’nin “Öcalan” çıkışında gelinen noktayı sordum. Görüşmelerimde şu ayrımın yapıldığını söylemem mümkün: “İmralı meselesi devletin değil Devlet Bey’in projesi. Belli ki Devlet Bey Suriye’deki gelişmelerden önceden haberdardı. Devlet projesi olsaydı sayın cumhurbaşkanının da her şeyden haberi olurdu. Altyapısı oluşturulurdu. Baksanıza, daha halen İmralı görüşmesi ayarlanamadı.”
Kürt meselesini yakından takip eden AKP’li kaynağım ise şu çarpıcı tespitte bulundu: “Öcalan bu kez çok daha kararlı biçimde sayın Bahçeli’nin öngördüğü çağrıyı yaparsa hiç kimse şaşırmasın. Eğer İmralı’ya izin çıkarsa, Öcalan’ın bu konuda net bir tavır takınacağı ve söylenmesi gerekeni bu kez çok daha açık bir biçimde söyleyeceği anlamına gelir.”
Bu tez şu anlama geliyordu: “Muhtemel ki devletin ilgili kurumları Öcalan ile önceden görüştükten sonra DEM Parti’yi göndermek istiyor İmralı’ya... En azından, bir çerçeve hazır olsun isteniyor. Belki o ön görüşmelerde henüz mutabakat sağlanmadığı için DEM-İmralı buluşma tarihi uzamış olabilir.”
Lakin görüştüğüm bir AKP’linin şu sözünü de kayda geçirmem gerek: “Aslına bakılırsa Suriye’deki yeni denklem sonrası Devlet Bey’in projesinin bir anlamı kaldı mı, şüpheliyim.”
AKP milletvekili de farklı bir noktaya dikkat çekiyordu: “Belki de ben ahmak olabilirim ve anlamıyorum. Devlet Bahçeli’nin mutfağı, yani ekibi çok iyidir. Öyle ya, İmralı’dan Meclis’teki DEM’in grup toplantısına gelinmesine kadar kaç hukuki merhalesi var işin! Yeterince düşünülmeden söylenmiş bir çıkış gibi geliyor bu çağrı. Lakin, Demirtaş ile ikilik yaratma hamlesi ve sayın cumhurbaşkanının dördüncü dönemi için düşünülebilir.”
Son olarak kaynaklar bu meselede devletin bakışını ise şöyle özetliyor: “Devlet DEM’i PKK vesayetinden kurtarmak istiyor. Görüyoruz ki kendi kazandıkları belediyelerde bile söz sahibi değiller. Devlet bu konuda korkunç asılıyor ve asılacak.”
Let me give you the important news first:
Turkey will provide open support for the establishment of a regular army structure in Syria. Accordingly, the Ministry of National Defense will establish a team of advisors who are competent in the fight against terrorism. The Turkish advisor team will guide Syria's security and defense policy. In addition, the Turkish Armed Forces will play an active role in the military training of the restructured Syrian army. In other words, Syria will be added to our military cooperation with many countries from Somalia to Pakistan.
The person I spoke to on the phone was in a position very close to the Presidential Palace. While discussing other topics, he shared the above news.
Like everyone else, I too am looking for answers to the same questions:
1- How will the changing equation in Syria reflect on domestic politics in Turkey?
2- Is a difficult period coming as believed by the opposition?
To get an answer, I spoke to four separate sources from the government whose knowledge and future predictions I trust.
The following words of a source who knows the state's security codes well were striking:
“A decision has been made for Syria. We will go as far as we can. We will make the organizations there lay down their arms. Those who try to reflect the opposite of this in domestic politics will see the law before them.” There is no doubt that when we say “law,” we mean possible investigations and detention operations.
The ruling party conceptualized this attitude as “national policy.” The following words were critical in understanding the state’s perspective on those opposing this policy: “Iran and Israel want the project in Syria to collapse. This is very clear to us.” Even more strikingly, it was reminded that there were MIT and the Ministry of Foreign Affairs in Syria, and possible counter-policies were equated with the process of stopping MIT trucks in 2014. It seems that the AKP government has determined the issue of Syria as a “red line.” Likewise, they wanted to give the world the message that “If we succeed in Syria, you will be able to breathe.”
WHEN WILL AKP HOLD EARLY ELECTIONS?
However, there were also those within the AKP who were more cautious. An AKP MP said the following on the phone:
“We declared success in Syria too early. I am concerned about this. Because, although they are not as effective as before, there are many actors in the region. For example, Russia... Russia abandoning the Port of Tartus means that it will not be able to find a shore to moor ships until the Baltic Sea. Not only mooring ships, but also missile systems there. Or will Israel give up so quickly? Really, we went and no one really said anything to us? Let's not forget that praying in the Umayyad Mosque meant being dominant in that region, not just praying two rakats of gratitude.”
But it is a fact that morale was high in AKP organizations. An important figure who also served in AKP administration summarized the atmosphere within the party as follows:
“The AKP was going down. This decline stopped, it started to recover slowly and started to rise a little. We can observe this very clearly not only through public opinion polls but also on the ground. The organizations have gained morale and are working more diligently. Because all the negativities stemming from the Syria policy were somehow being written off. This was creating heavy pressure. Now, this burden on us has eased. In short, the AKP’s sails have started to fill up a little.”
So, will the government carry this positive process to early elections? My same source added a caveat: “I don’t think there will be early elections without a general improvement in the economy. Because the Syrian wind can only go so far… It can’t carry any further…”
The AKP deputy I spoke to also reminded me of a similar problem: “The real concern of the citizens is to make ends meet. For example, rents are very high... I have a deputy salary, thank God, but until three years ago I was not paying the equivalent of a thousand dollars in rent. Now, the situation is very different.”
WHY WAS THE MEETING WITH ÖCALAN PROLONGED?
So, what kind of a 2025 should we expect? AKP sources I spoke to focused on the economy, the new constitution and international policies.
A source of mine spoke of the following purpose: “It will be a new year in which we will take democratic and comprehensive steps that will build the Century of Turkey. The change of government in Syria has presented us with a climate that will offer this opportunity in abundance. The decision to build a liberal, prosperous and powerful state that embraces everyone and where everyone can freely develop themselves while remaining who they are is a common decision of ours.”
The subject brought up the subject, and I asked about the point reached in MHP leader Bahçeli’s “Öcalan” statement. I can say that the following distinction was made in my interviews: “The İmralı issue is not the state’s but Mr. Devlet’s project. Obviously, Mr. Devlet was aware of the developments in Syria in advance. If it was a state project, the esteemed president would also be aware of everything. The infrastructure would be created. Just look, the İmralı meeting has not been arranged yet.”
My AKP source who closely follows the Kurdish issue made the following striking observation: “If Öcalan makes the call that Mr. Bahçeli envisioned, much more decisively this time, no one should be surprised. If permission is granted for İmralı, it means that Öcalan will take a clear stance on this issue and will say what needs to be said much more openly this time.”
This thesis meant the following: “It is likely that the relevant institutions of the state want to send the DEM Party to İmralı after meeting with Öcalan in advance… At the very least, they want a framework to be ready. Perhaps the date of the DEM-İmralı meeting may have been extended because no agreement has yet been reached in those preliminary meetings.”
However, I also need to record the following statement of an AKP member I spoke with: “In fact, I am skeptical whether Mr. Devlet’s project has any meaning after the new equation in Syria.”
The AKP deputy also drew attention to a different point: “Maybe I am a fool and I do not understand. Devlet Bahçeli’s kitchen, in other words his team, is very good. Indeed, how many legal stages does it take from İmralı to the DEM group meeting in the Parliament! This call seems like an outburst made without sufficient thought. However, it can be considered for the move to create a divide with Demirtaş and for the fourth term of the esteemed president.”
Finally, sources summarize the state's perspective on this issue as follows: "The state wants to save DEM from PKK tutelage. We see that they do not even have a say in the municipalities they won. The state is being hanged terribly on this issue and will be hanged."