Dünyadaki pek çok kritik merkezde Suriye’de olup bitenin arka planında hangi güç dengelerinin olduğu tartışılıyor. Türkiye’nin rolüne dair yaklaşımlar birbirinden farklı olsa da, hatırı sayılır bir çoğunluk Ankara’nın sahadaki etkinliğini kabul ediyor.
Pek çok farklı grubun bileşkesi olan HTŞ’nin, kendisini yeni bir akıl ve onun ortaya çıkardığı imajla sunması elbette dikkat çekici. Suriye’deki muhtemel yeni siyasi süreçlerde tek başına davranmayacağının mesajlarını vermesi de aynı ölçüde ilginç.
Bu hatırlatmayı yapmamın şöyle bir nedeni var. HTŞ’nin terör örgütü olarak kabul edilmesiyle, onun yeni dönemdeki pozisyonunu anlamak arasında kurulan bağ, geleceğe dair çok fazla bir şey söylemiyor.
Her durumda Suriye’de rejime karşı muhalif olan yapılar arasında artık önemli bir yeri var. Bunun nereye evrileceğini, söz konusu yapının sahip olduğu etkinliği de dikkate alarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım. Ankara’nın bu yapıya yönelik tavrı ve tanımı net. Ancak gidişatı doğru okuyabilmek için de Suriye denklemindeki her aktörü dikkatle izlemek zorunda.
TÜRKİYE’YE ASIL TUZAK HANGİSİ?
Suriye'de olup bitene yönelik ilgimiz ve etkinliğimizi "tuzağa düşüyoruz" diyenlere sıkça rastlıyoruz bir haftadır. Buna katılmak mümkün değil.
Eğer illa bir tuzak arıyorsak doğru adres başka yerde. Meselenin uluslararası zeminlerde mayalanan bir başka boyutu daha var. “Sünni isyancılar”, “cihatçılar” gibi tanımlar üzerinden Ankara’nın etkinliği, farklı başlıklar altında kırılmak isteniyor. Birinde “mezhep”, ötekinde sözde İslami terör vurgusu var.
Bu haksız ve operasyonel suçlamaların, zaman içinde daha da yaygınlaşması muhtemel. Ana hedefi ise sahada çok büyük etkinlik sağlayan Türkiye’yi masada zayıf kılmak.
Öncelikle Türkiye’nin Suriye’de yaptığı her şey bugüne kadar daima uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına dayanarak gerçekleşti. Ne işgalci ne de bölgede ve küresel ölçekte örnekleri olduğu gibi emperyal hırslarla hareket ediyor.
TÜRKİYE MEZHEPÇİ DEĞİL
İkincisi, birçoğu Batı kaynaklı olmak üzere Türkiye çok ama çok uzun zamandır “Sünni bloğun lideri” gibi sunulmak ya da tanımlanmak isteniyor. Bu esasen asırları aşan bir tezgah ve Türkiye kendisini hiçbir zaman böyle tarif etmedi. Bir başka mezhebin karşıtlığına dayanan bir kimliği de taşımadı. Coğrafyamıza mezhepçilik denilen belayı kimin nasıl taşıdığı, sadece Suriye’deki son 45 yıla bakılarak rahatlıkla görülebilir. Türkiye, din ya da mezhep merkezli olarak tanımlanan bir bloğun ya da kuşağın liderliğine değil; imparatorluk geçmişinden taşıdığı farklı inanç ve etnik toplulukların bir arada barış içinde yaşadığı bir modele talip.
Suriye’de söylediği ve istediği de bu. Bu ülkede yaşayan farklı toplulukların, kendilerini temsil edecek geniş katılımlı bir siyasi sürecin ve yönetimin inşasını istiyor.
Üçüncüsü, bugün Suriye Milli Ordusu (SMO) üzerinden ortaya çıkan hareketliliği doğru ve insaflı değerlendiren herkesin kabul edeceği gibi, kendi güvenliğini tehdit eden, üstelik bunu bölgesel ve küresel sponsorlar üzerinden “devletimsi” bir yapı haline getirmek isteyenlere asla izin vermeyeceğini de ortaya koyuyor.
ASIL ENDİŞE KAOS
Şu anda Hama’nın ardından Humus’a doğru ilerleyen grupların nereye kadar ilerleyeceği sorusu da, ele geçirdiği alanlarda ne yapacağı da merak konusu. Belki üçüncüsü soru, bunları elinde ne kadar tutup tutamayacağı.
Tam da bu nedenle Türkiye’nin Suriye’deki yeni hareketliliğe olan ilgisi, şehirlerin ele geçirilmesi, el değiştirmesi veya bir grubun etkin olması üzerine kurulu değil. Ankara, masada hala sıcak tutmaya çalıştığı siyasi süreçlere yönelik Şam rejiminin mesafesi ve vurdumduymazlığı devam ederse, kaosun daha da artacağını öngörüyor.
KENDİ İÇİMİZDEKİ TARTIŞMALAR
Kendi içimizdeki tartışmaların ne denli sağlıklı yürüyüp yürümediğine dair birkaç değerlendirmeyle tamamlayalım.
Gayet net ifade etmekte yarar var. Türkiye’yi mezhepçilikle suçlamak haksız olduğu kadar tehlikelidir ve bu konuda söylenen her söze herkesin azami düzeyde dikkat etmesi gerekir.
Türkiye, asırlardır belli bir denge kurduğu ve rekabeti çatışmaya çevirmediği İran konusunda da son derece temelsiz suçlamalarla karşı karşıya kalıyor.
Türkiye-İran ilişkilerini, bölgenin iki büyük gücü arasında muhtemel bir çatışmanın geri dönülemez sonuçları üzerinden ele almak, zaten bir devlet politikası. Meseleye böyle yaklaşmak stratejik açıdan önemli. Türkiye, bu sağduyu ve aklı İran’a rağmen koruyor.
Ancak işi İran’ın çıkarlarını savunma ve Türkiye’yi hedef tahtasına koyma noktasına getirmenin akıl ve izanla bağdaşır tarafı olamaz.
Öyle günler ufuktaki, Türkiye’nin dostluğu, selamı ve gücü çok daha kıymetli olacak. Bunu daha kendi içimizde anlatamıyorsak, gerçekten işimiz çok ama çok zor.
The balance of power behind what is happening in Syria is being discussed in many critical centers around the world. Although approaches to Turkey's role differ from one another, a considerable majority accept Ankara's effectiveness on the ground.
It is certainly striking that HTS, which is a combination of many different groups, presents itself with a new mind and the image it has created. It is equally interesting that it gives messages that it will not act alone in possible new political processes in Syria.
There is a reason why I make this reminder. The connection between accepting HTS as a terrorist organization and understanding its position in the new period does not say much about the future.
In any case, it now has an important place among the structures opposing the regime in Syria. It is a more accurate approach to evaluate where this will evolve by also taking into account the influence of the structure in question. Ankara's attitude and definition towards this structure is clear. However, in order to correctly read the course of events, it must carefully monitor every actor in the Syrian equation.
WHAT IS THE REAL TRAP FOR TURKEY?
For the past week, we have frequently come across those who say that we are "falling into a trap" regarding our interest and activity in what is happening in Syria. It is impossible to agree with this.
If we are looking for a trap, the right address is elsewhere. There is another dimension to the issue brewing on international grounds. Ankara's influence is being sought to be broken under different headings, through definitions such as "Sunni rebels" and "jihadists". One emphasizes "sect", the other emphasizes so-called Islamic terrorism.
These unfair and operational accusations are likely to become more widespread over time. Their main goal is to make Turkey, which is very effective in the field, weak at the table.
First of all, everything Turkey has done in Syria has always been based on its rights stemming from international law. It is neither an occupier nor does it act with imperial ambitions, as there are examples in the region and on a global scale.
Türkiye IS NOT SECTARY
Secondly, Turkey has been presented or defined as the “leader of the Sunni bloc” for a very, very long time, mostly due to Western sources. This is essentially a centuries-old scheme, and Turkey has never defined itself in this way. It has never had an identity based on opposition to another sect. Who brought the scourge called sectarianism to our region and how can be easily seen by just looking at the last 45 years in Syria. Turkey does not aspire to be the leader of a bloc or generation defined as centered on religion or sect; it aspires to a model where different faiths and ethnic communities, which it has inherited from its imperial past, live together in peace.
This is what he says and wants in Syria. He wants the construction of a political process and administration with broad participation that will represent the different communities living in this country.
Thirdly, as anyone who correctly and fairly evaluates the movement that has emerged through the Syrian National Army (SNA) will accept, it also reveals that it will never allow those who threaten its security and who want to turn it into a "state-like" structure through regional and global sponsors.
THE REAL CONCERN IS CHAOS
The question of how far the groups advancing towards Homs after Hama will advance and what they will do in the areas they have captured are both issues of curiosity. Perhaps the third question is how long they will be able to hold on to them.
For this very reason, Turkey’s interest in the new movement in Syria is not based on the seizure of cities, their change of hands or the influence of a group. Ankara predicts that if the Damascus regime continues to distance itself and remain indifferent to the political processes it is still trying to keep warm at the table, the chaos will increase even more.
DISCUSSIONS WITHIN OURSELVES
Let's conclude with a few evaluations about how healthy our internal discussions are.
It is useful to state it very clearly. Accusing Turkey of sectarianism is not only unfair but also dangerous, and everyone should pay utmost attention to every word said on this issue.
Türkiye is also faced with extremely baseless accusations regarding Iran, with which it has maintained a certain balance for centuries and has not turned the competition into a conflict.
Addressing Turkey-Iran relations through the irreversible consequences of a possible conflict between the two major powers of the region is already a state policy. Approaching the issue in this way is strategically important. Turkey maintains this common sense and intelligence despite Iran.
However, bringing the matter to the point of defending Iran's interests and targeting Turkey is not compatible with reason and reason.
On such days, Turkey's friendship, greetings and power will be much more valuable. If we cannot explain this within ourselves, our job is really very, very difficult.