Başkanlık sistemi - Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi- modelimiz de uygulaması da başarılı değil. Hatta, bütün ekonomik veriler başta olmak üzere kıyaslanabilir bütün alanlarda geri gidişi var. Dış politikadan eğitime, tarımdan üretime birçok sektörde ya geri gidiş yaşandı ya da dünyanın gerisinde kalındı. Somut kriterlere göre başkanlık sistemi başarısızdır. Bunu telafi edecek; sözgelimi iç barışın gelişmesi ya da siyasi kalitenin artması gibi sosyal branşlarda durum daha da kötüye gidiş sinyali vermektedir.
Son seçim; yani, 14/28 Mayıs da iddia edildiği gibi başkanlık modelini kalıcılaştırmamış, sorunların daha da derinleşmesinden görüleceği gibi aksine tartışmalı hale getirmiştir. Ekonomide rasyonel politikalara dönüş eğilimi olumlu olmakla birlikte, bilindiği gibi bu parlamenter sistemde daha başarılı uygulanmıştı. Kaldı ki rasyonel politikalara dönmek için en gerekli unsur olan kamuda tasarrufun yeterince yapılamaması hala büyük bir problemdir ve bu da başkanlık sisteminin iktidara sunduğu olumsuz bir imtiyazdır. İktidar bir nevi rasyonel yolla çıkış ararken, irrasyonel alışkanlıklarından da vazgeçememektedir çünkü eldeki sınırsız yetki buna izin vermektedir.
Yani, mesele sadece başkanlık sisteminin başarısızlığı değildir. Dahası vardır; protokolsüz koalisyon…
Hatırlanacağı üzere CHS’ne geçmek için yapılan referandum öncesinde en büyük iddia, artık koalisyonların biteceği üzerineydi. Türkiye koalisyonlardan çok çekmişti ve yeni yönetim sayesinde bir daha koalisyon olmayacaktı. Böylelikle de hızlı ve seri karar alınacak, kimse de Türkiye’nin önünde duramayacaktı. Koalisyon o kadar silinecekti ki kararları tek başına Cumhurbaşkanı aldığı için bakanlar kurulu bile ayağına dolanmayacaktı.
Gelin görün ki daha ilk seçimde, 2018’de Ak Parti ve MHP - ilaveten BBP- koalisyonu zarureti ortaya çıktı. Erdoğan, tek başına yüzde 50’yi aşamayacağı için Bahçeli’ye ihtiyaç duydu. O sayede de seçimi kazandı. Türkiye beş yıl boyunca, adı Cumhur İttifakı olan ama gerçekte AK parti-MHP koalisyonu formunda yürüyen bir iktidar tarafından Erdoğan eliyle yönetildi. İkinci seçimde 2023’te ise, koalisyonun biraz daha genişlemesi gerekti ve ortak sayısı daha da arttı. AK Parti ve MHP’ye, BBP ile birlikte YRP, DSP ve Hüda Par eklendi. Bir iki de partili (Vatan) / partisiz (Oğan) müttefik Erdoğan’ın yanında yer aldı. Bugün fiilen yine koalisyonun iki ortağı bulunuyor ama YRP hariç müttefikler hala iktidar fotoğrafının bir parçası durumundadır. Bu da bizi başkanlık sisteminden daha kötü bir model olan protokolsüz koalisyona götürüyor.
Son gelişmeler gösteriyor ki hükümette bakanlık düzeyinde aktif rol almasa bile MHP, iktidarın hiçbir şartta vazgeçilmez ortağı haline geliyor. Erdoğan-Özel normalleşme girişimine itirazda ve Sinan Ateş cinayetinin dava sürecinde görüldüğü gibi siyasi şartlar bu partiyi koalisyon içinde gün geçtikçe daha otoriter bir konuma yükseltiyor. Ne var ki bir yandan koalisyon yürüyor ama bir yandan arka plandaki stres de büyüyor. Problem, MHP’nin gücü ve güç kullanımı değildir. Problem ise de bu Ak Parti’nin problemidir. Toplumu ve seçmenin problemi ise iki parti arasında 17/25 restine kadar giden sembolik anlatımların gerçekte hangi sorunlara dayandığının bilinmemesidir. Ve elbette iki partinin aynı ittifakta/koalisyonda bulunma şartlarının nelere dayandığının… Buralar sır çünkü ortada bir koalisyon protokolü bulunmuyor.
Bırakın bir demokrasiyi, herhangi bir ortak iktidar modelinde bu arka planın toplumun bilgisi dışında olması düşünülemez. Böylesine önemli bir konu öfkeli sözlerle, hamaset ve sloganlarla geçiştirilemez. İnsanlar, yönetimde birlikte hareket eden partilerin hangi konularda ortaklaştığını ve mutabakatlarının hangi kırmızı çizgilere dayandığını bilmek hakkına sahiptir. Tabii, sembollere ve demeçlere yansıyan gerilim ve restleşmelerin sebebini de…
Neither our model of the presidential system - the Presidential Government System - nor its implementation is successful. In fact, there is a decline in all comparable areas, especially all economic data. From foreign policy to education, from agriculture to production, many sectors either went backwards or fell behind the world. According to concrete criteria, the presidential system is unsuccessful. It will make up for it; For example, the situation in social branches, such as the development of internal peace or the increase in political quality, signals a deterioration.
Last election; In other words, it did not make the presidential model permanent, as claimed on 14/28 May, but on the contrary, it made it controversial, as can be seen from the deepening of the problems. Although the tendency to return to rational policies in the economy was positive, as is known, this was implemented more successfully in the parliamentary system. Moreover, the inability to make sufficient savings in the public sector, which is the most necessary element for returning to rational policies, is still a big problem, and this is a negative privilege offered by the presidential system to the government. While the government is looking for a way out in a rational way, it cannot give up its irrational habits because the unlimited authority at hand allows this.
So, the issue is not just the failure of the presidential system. There is more; coalition without protocol…
As you may remember, the biggest claim before the referendum to switch to CHS was that coalitions would end. Türkiye had suffered a lot from coalitions, and thanks to the new administration, there would be no coalition again. In this way, decisions would be made quickly and quickly, and no one would be able to stand in Turkey's way. The coalition would be so wiped out that even the council of ministers would not stand in its way, since the decisions were made by the President alone.
However, in the very first election, in 2018, the necessity of a coalition between the AK Party and MHP - and also the BBP - emerged. Erdoğan needed Bahçeli because he could not exceed 50 percent alone . That's why he won the election. For five years, Turkey was ruled by Erdoğan , a government whose name was the People's Alliance, but which actually operated as an AK Party-MHP coalition . In the second election in 2023, the coalition had to expand a little more and the number of partners increased even more. YRP, DSP and Huda Par were added to AK Party and MHP, along with BBP. A few party (Vatan) / non-party (Oğan) allies sided with Erdoğan. Today, the coalition still has two partners, but with the exception of YRP, the allies are still part of the picture of power. This brings us to the coalition without protocol, which is a worse model than the presidential system.
Recent developments show that, even if it does not take an active role at the ministerial level in the government, MHP is becoming an indispensable partner of the government under any circumstances. As seen in the objection to the Erdoğan-Özel normalization initiative and in the trial process of the Sinan Ateş murder, political conditions elevate this party to a more authoritarian position within the coalition day by day. However, while the coalition is progressing, the stress in the background is also growing. The problem is not MHP's power and use of power. The problem is that this is the AK Party's problem. The problem of the society and the voters is that it is not known what problems the symbolic expressions leading up to the 17/25 rest between the two parties are actually based on. And of course, what are the conditions for two parties to be in the same alliance/coalition? These are secrets because there is no coalition protocol.
In any joint power model, let alone a democracy, it is unthinkable that this background is beyond the knowledge of the society. Such an important issue cannot be glossed over with angry words, bravado and slogans. People have the right to know on which issues the parties acting together in the administration agree and on which red lines their consensus is based. Of course, the reason for the tension and showdowns reflected in the symbols and statements...