Dün bir anket yayınlandı. Area Araştırma şirketinin anketi. Bütün sonuçları görmek isteyenler KARAR Gazetesi’nin internet sitesine bakabilir. Benim dikkatimi çeken ise araştırmanın hemen başında bulunan iki sorunun oluşturduğu iki tablo oldu.
Birincisi şu… Hükümetin genel olarak ekonomik performansını başarılı buluyor musunuz?
Cevap: Yüzde 77 hayır, yüzde 20.8 evet, gerisinin (yüzde 2.2) de fikri yok.
İkincisine gelelim… Türkiye’de yargı sisteminin tarafsız ve bağımsız çalıştığına inanıyor musunuz?
Cevap: Yüzde 75.8 hayır, yüzde 20.6 evet, 3.6’nın da fikri yok.
Yani, bir ülke için en önemli iki meselede durum ikide sıfır. Yaklaşık sekiz yıldır devam eden ekonomik krizin aşılmasına dair beklentiler olumsuzun olumsuzu. Mülkün temeli adalete olan itimat da bir o kadar düşük.
Rakamların cesameti gösteriyor ki iktidar ortaklarının tabanı da umutsuz ve güvensiz.
Bu anketin verileri aslında son zamanlarda yayınlanan neredeyse bütün anketlerin ortak sonuçlarından pek farksız değil. Ekonominin bugününden memnun, geleceğinden de umutlu olan çok az bir kitle var. O kitleyi de muhtemelen büyük kısmı iktidara kıyamayan kesimler, küçük kısmı da ekonomik krizin büyüttüğü gelir dağılımı adaletsizliğinden zarar görmeyen hatta faydalanan kesimler oluşturuyor.
Ama memleketin ortak sesi ekonomi iyi değil ve iyi olmayacak, yargı ise kesinlikle tarafsız değil.
Herkes biliyor ve gözlemliyor ki bu sonuçlara ulaşmak için çoğu zaman ankete bile ihtiyaç yok.
Hayat pahalılığı ve enflasyon gerçeği her gün, her saat toplumun yüzleştiği yakıcı bir meseledir. Yüksek faiz ve bunun ürettiği düzen servet transferine yol açarak sınıflar arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Beş yıla yakın süredir eşi benzeri görülmemiş faiz dağıtılıyor ve faturayı ücretli ve sabit gelirliler ödüyor. Türkiye açık ve gizli işsizler ülkesi. Şirketler iflas sırasında ve üretim ciddi oranda düşüşte. Bir ülkenin ekonomik gücünü en iyi anlatan kriter yabancı yatırımdır, yatırımdan ise eser yok. Ve ekonomide daha birçok başka tatsız tablo var ki saysak sayfalara sığmaz.
Böyle bir ekonomiye sahip Türkiye ve ekonomiyi böyle yöneten iktidar aynı zamanda asla yapılmaması gereken bir şeyi yapıyor ve yargıyı bir güç aracı olarak kullanıyor. Mesela, yukarıdaki tabloyu değiştirmek iddiasıyla yola çıkan Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, onunla yol yürüyen veya yürüme ihtimali olan herkesi hapse gönderiyor. Böylelikle ülkenin en önemli başka problemi olan yargı meselesini bir kez daha büyütüyor ve hukuka olan güveni dibe indiriyor.
Çelişti ve paradoks da burada. Hukuka güven yoksa, 19 Mart operasyonunun bir kez daha gösterdiği gibi ekonomi yoluna girmiyor, ekonomiye güven azaldıkça da iktidar iktidara tutunmak için hukuku araçsallaştırıyor. Ekonomi yönetiminde yıllardır yapılan yanlışlara ilaveten şimdi de siyaset ve hukuk üzerinden bu alana yeni yanlışlar transfer ediliyor.
Bütün bu yanlışlar da kaçınılmaz olarak kırılganlık, güvensizlik ve belirsizlik üretiyor. Marketteki etiketi yükselten, yabancı yatırımcıya kapıları kapatan, vatandaşı umutsuz kılan ve gençlerin gözünü yurt dışına çeviren duygunun sebebi budur. Kötü ve krizden çıkamayan bir ekonomi ve güven duyulamayacak yargı sistemi… Peşine bir de liyakatsizliği, ehliyetsizliği, denetimsizliği, şeffaflık eksikliğini, amaçsız eğitim sistemini ekleyin.
İki sorudan can yakıcı bir Türkiye gerçeği çıkıyor; o gerçeğin arkasından da hal-i perişanımız.