Kod adı: Akvaryum

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) eski Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik "terör ve yolsuzluk" operasyonunun geleceğini, CHP Genel Başkanı Özgür Özel dâhil olmak üzere partinin üst yönetimi önceden biliyordu. Bu nedenle yaşananlara şaşırmadılar; aksine, siyasi senaryoları önceden çalışılmış bir sürece girdiler. O hâlde asıl sorulması gereken şudur: Neden geç kalındı? Ve neden "önseçim" bahanesiyle, İmamoğlu'nun "önüm kesiliyor" algısını üretmesine fırsat verildi?

Bugün sokakların ısıtılması, siyasi atmosferin gerilmesi, bu gidişatı değiştirmeye yetmeyecektir. Çünkü ortada sıradan bir siyasal çekişme değil, oldukça kapsamlı ve belgeli iddialar var. Yalnızca yolsuzlukla ilgili suçlamalar bile, bir dönem SHP'yi tarihe gömen İSKİ skandalının fersah fersah ötesindedir.

Ancak bugünkü tablo ile 90'lardaki SHP dönemini ayıran temel bir fark var: Artık işin başındaki kadrolar daha profesyonel ve pervasız. SHP yönetimi, dönemin skandalından neredeyse habersizdi. Bugün ise İBB yönetimi, hem siyasetin finansmanında tecrübeli hem de medyanın kontrolü konusunda oldukça etkili. Üstelik bu medya ağı sadece etkili değil, aynı zamanda fonlarla beslenen bir yapı görünümünde. Bu yapıya dair bilgi kaynağı bizzat CHP'lilerin kendisi. Kılıçdaroğlu, Temmuz 2023'te şu cümleyi boşuna kurmadı:

"Ben kimin, nereden, ne kadar maaş aldığını iyi biliyorum."

Bugün geldiğimiz noktada bu sözlerin ne kadar gerçek olduğunu daha açık görüyoruz. Köşe yazarları, Youtuber'lar ve sözde bağımsız haber siteleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddialarını ve MASAK raporlarını itibarsızlaştırmak için adeta bir seferberlik içinde. Hatta İmamoğlu ve ekibini savunma konusunda, avukatlarını bile gölgede bırakacak kadar aktifler.

Örnek mi? Fondaş medya, son operasyonda adı geçen işadamı Ali Nuhoğlu'nun İBB döneminde hiç ihale almadığını iddia edip duruyor. Ancak bu anlatı, paravan şirketleri, oteli üzerinden kurulan ilişkileri ve sürecin arka planındaki derin bağlantıları ısrarla görmezden geliyor.

Daha önce bu köşede yazmıştım: Nuhoğlu, geçmişte iş alsa da 2019-2020 yıllarında konkordato ilan etmek üzere olan, çek dahi kesemeyen bir pozisyondaydı. Akvaryum AVM ve Crown Plaza Oteli gibi büyük varlıkları da ciddi bir finansal darboğaz içindeydi. O yıllarda 750 metrekarelik kral dairesini İmamoğlu'na tahsis ettiğini 2022 yılında gündeme getirmiştim.

İşte bu ilişki, Nuhoğlu'nun iflasın eşiğindeki ticari hayatını tamamen değiştirdi. Paravan şirketlerine verilen İBB ihaleleri, ardından Denizbank'tan alınan milyonlarca liralık krediler, AVM ve otelin yeniden yapılandırılması... Tüm bu süreç "tesadüf" olarak açıklanabilir mi? Süreci yakından takip eden deneyimli bir iş insanı şu yorumu yapıyor:

"Bu sadece büyük bir skandal değil; aynı zamanda bankacılık kanunlarına aykırılık teşkil eden ve ceza hukukuna konu olabilecek bir zincirleme suçtur."

Dahası var. İmamoğlu, Nuhoğlu'na ait olan ve mahkeme kararıyla plansız durumda kalan AVM ve otelin imar plan değişikliğini, AK Parti'nin "hayır" oyu vermesine rağmen, CHP'li üyeler aracılığıyla İBB Meclisi'nden geçirdi. Bu hamlenin değeri milyarlarla ölçülen bir imar rantını beraberinde getirdi.

Bitirirken şu noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Söz konusu otel ile İBB ve bağlı iştirakleri arasında sahte hizmet bedelleri, şişirilmiş faturalar ve sunulmayan hizmetler üzerinden yürütüldüğü iddia edilen mali ilişkiler mutlaka derinlemesine soruşturulmalıdır. Çünkü bu sadece bir yolsuzluk değil, halkın vergilerinin kişisel servetlere dönüştürülme hikâyesidir.

Ve soralım: Fondaş medyanın, kasasından 1 milyon 300 bin dolar çıkan, Boğaz'daki milyon dolarlık üç villayı İmamoğlu'na "uygun fiyatla" satan Nuhoğlu'na olan aşkının gerçek sebebi nedir?