Türkiye’nin “Suriye hassasiyeti”nin odağında YPG-PYD’nin oluşturmayı hedeflediği yapının bulunduğu açık.
Bu bir “Kürt yapılanması.”
Evet, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında bulunuyor, SDG yapısı içinde Araplar da var, ama baskın gücü YPG-PYD oluşturuyor. Amerikan koruması da YPG-PYD etrafındaki Kürt oluşumu üzerinde.
Siyasi boyut olarak YPG 2003’te, silahlı yapı olarak PYD ise 2011’de kurulmuş. Yani 20 yıllık bir yapılanmadan söz ediyoruz.
IŞİD’le mücadele misyonuyla ABD tarafından korunup kollanan, eğitip – donatılan bir yapı bu. Yerel teşkilatlanması var, silâhlı gücü var.
Evet, ilk cümlede ifade ettiğim gibi, Türkiye’nin “Suriye hassasiyeti”nin odağında bu yapı bulunuyor. Türkiye bu yapıyı kendi güvenliği için tehdit olarak görüyor.
Tehdit değerlendirmesi, “Kürt varlığı”ndan değil, Türkiye bunu defaatle açıklamış durumda. “Tehdit değerlendidrmesi” PYD-YPG’nin PKK ile irtibatından kaynaklanıyor. Türkiye, içerde – dışarda en azından 40 yıldır PKK ile mücadele ediyor. Bedeli tarife sığmaz.
PKK’yı tıpkı bizim gibi ABD de terör örgütü olarak tanıyor. Ama YPG-PYD’ye bizim gözümüzle bakmıyor ve o yapının “Devletleşme” yolunda ilerlemesi için her türlü imkânı ve korumayı sağlıyor. En son, 20 Ocak’ta yapılacak Trump’ın devir – teslim törenine Mazlum Kobani’nin davet edildiği bilgisini de buraya ekleyelim.
YPG-PYD yapılanmasının iki “müttefik” olan Türkiye – Amerika ilişkilerinde en kritik başlıklardan biri olduğu biliniyor.
Şimdi Suriye’de kaos var, ama yeniden yapılanma gerçekleşecek. Türkiye başat rolde gözüküyor. Ama en azından iki alanda etkisinin sınırlı olduğu da gözleniyor: İsrail’in atakları ve Fırat’ın Doğusundaki yapılanma.
Fırat’ın Batısında YPG -PYD varlığı en aza indirilmiş olsa da, Doğu’da, Türkiye sınırına kadar geniş bir bölgeyi SDG kontrol ediyor, ağırlıklı olarak YPG-PYD.
Soru şu: Suriye’deki Kürt varlığı ile sorunu olmadığı ifade edildiğine göre, Türkiye’nin, kendisini “Kürt yapılanması” olarak takdim eden YPG-PYD politikası ne olacak? Orada bir “Ayrıştırma zorluğu” var. Türkiye olarak Suriye’de YPG-PYD’nin bütün Kürtleri temsil etmediği, hatta Kürtler üzerinde baskı uyguladığı gibi tezleri seslendiriyoruz. Muhtemelen diğer Kürtlerin Suriye bütünü içinde eşit vatandaş olması gibi bir durumu dillendirmiş oluyor, ayrı bir “Statü” edinilmesini istemiyoruz. Ama artık 10 yılları bulan bir süreçte, tabii ki ABD’nin korumasında bir “Statü” kazanıldığı da açık.
Meselenin asıl hassas tarafı biliyoruz ki Türkiye ile ilgili. Türkiye’de de bir “Statü” mücadelesi veriyor siyasi Kürt hareketi. Evet, en son ismi DEM olan siyasi Kürt hareketi, Türkiye’de de bütün Kürtleri kapsamıyor ama “kimlik boyutu”nda öne çıkış kaçınılmaz olarak siyasi yapılanma ile bağlantılı.
Türkiye’deki siyasi Kürt hareketi, Suriye’deki PYD-YPG yapılanmasını sahipleniyor. Oraya yönelik “Ankara politikası”nı adeta bir “iç politika olayı” çerçevesinde görüyor ve “Kürt siyasi bilinçlenmesi”ne aktarmaya çalışıyor.
Burada Ankara’nın tavrı ile DEM’in yaklaşımı, “ters taraftan” birbiri ile çakışıyor.
“Ters taraf”tan, yani Ankara’nın yaklaşımı DEM’in “siyasi bilinç” hesabını besliyor, DEM’in yaklaşımı da Ankara’nın “statü” ile ilgili kaygılarını…
Türkiye’nin “Dış Kürtler” diye tanımlanacak alanla ilgili “kaygı”ları yeni değil. Dışarda edinilecek her “statü”nün içeriye yansımaları tedirgin etti Ankara’yı… Bölgedeki kaos ortamları, bu kaygıyı besledi. Çünkü bölge ile oynayan küresel güç odaklarının hesabı yaralı alanları kaşımaya göre kurgulanıyordu.
Sorun şu ki, biz de, ya da coğrafyamız da yaralı alanları tedavi etme hünerini gösteremiyorduk.
Kuzey Irak’ta oluşan Federe Kürt Yönetimi Irak için mi sorundu bizim için mi? Daha şimdilerde olayı normalleştirme aşamasındayız.
Suriye sanki Irak’tan daha çok “iç sorun” niteliğine bürünmüş gibi. “İç sorun” ama uluslararası boyutu da daha az sarsıcı olmayan bir sorun. O kadar çok tartışma alanı var ki…
Mesela Bahçeli’nin seslendirdiği, Türkiye’deki bütün etnik kimlikleri kapsadığı var sayılan “millet tanımı”nı ele alsak, Suriye’de onun nasıl ete-kemiğe bürüneceği hususu bile kolay bir ikna alanı gibi görünmüyor.
Hani Bahçeli’nin “Fiili olanı hukuki hale getirelim” diye bir sözü vardı, başka alanda, uluslararası ortamda ise başkaları söylüyor onu… Mesele güç ile alakalı. İslâm ülkeleri, Türkiye dahil, epeyce bir zamandır kendi göbeğini kendi kesme dirayetini gösteremiyor. Coğrafyamızın perişanlığı bundan…
Rusya ve İran’la ilişkiler de artık ABD – Batı ile gerilimlerde sörf yaptığımız dalgalar değil. Suriye’de olan bitenin Türkiye için en çetin sınamalardan birini oluşturduğu söylenebilir.
It is clear that the focus of Turkey's "Syria sensitivity" is the structure that the YPG-PYD aims to create.
This is a “Kurdish structure.”
Yes, it is under the roof of the Syrian Democratic Forces (SDF), there are Arabs within the SDF structure, but the dominant force is the YPG-PYD. American protection is also on the Kurdish formation around the YPG-PYD.
As a political dimension, the YPG was established in 2003, and as an armed structure, the PYD was established in 2011. In other words, we are talking about a 20-year structure.
This is a structure that is protected, guarded, trained and equipped by the US with the mission of fighting ISIS. It has a local organization and an armed force.
Yes, as I stated in the first sentence, this structure is at the center of Turkey's "Syria sensitivity." Türkiye sees this structure as a threat to its own security.
The threat assessment is not from the “Kurdish presence”, Turkey has repeatedly stated this. The “threat assessment” stems from the PYD-YPG’s connection with the PKK. Turkey has been fighting the PKK domestically and internationally for at least 40 years. The cost is beyond description.
The US recognizes the PKK as a terrorist organization, just like we do. But it does not view the YPG-PYD through our eyes and provides all kinds of opportunities and protection for that structure to advance on the path of “statehood.” Finally, let us add here the information that Mazlum Kobani was invited to Trump’s handover ceremony to be held on January 20.
It is known that the YPG-PYD structure is one of the most critical topics in the relations between the two “allies”, Türkiye and America.
There is chaos in Syria now, but reconstruction will take place. Turkey appears to be in a leading role. But it is also observed that its influence is limited in at least two areas: Israel's attacks and the reconstruction east of the Euphrates.
Although the YPG-PYD presence in the West of the Euphrates has been minimized, in the East, up to the Turkish border, the SDF controls a large area, predominantly YPG-PYD.
The question is: Since it is stated that it has no problem with the Kurdish presence in Syria, what will Turkey's policy be towards the YPG-PYD, which presents itself as a "Kurdish structure"? There is a "difficulty of separation" there. As Turkey, we voice theses such as the YPG-PYD in Syria does not represent all Kurds, and even puts pressure on the Kurds. We are probably voicing a situation such as the other Kurds being equal citizens within the whole of Syria, and we do not want a separate "Status" to be obtained. But it is also clear that a "Status" has been obtained in a process that has lasted for decades, of course under the protection of the US.
We know that the real sensitive side of the issue is related to Turkey. The political Kurdish movement is also waging a "Status" struggle in Turkey. Yes, the political Kurdish movement, most recently named DEM, does not include all Kurds in Turkey, but coming to the fore in the "identity dimension" is inevitably linked to political structuring.
The political Kurdish movement in Turkey embraces the PYD-YPG structure in Syria. It sees the "Ankara policy" towards there as a "domestic policy event" and tries to transfer it to "Kurdish political awareness."
Here, Ankara's stance and DEM's approach conflict with each other from the "opposite sides".
From the “opposite side”, that is, Ankara’s approach feeds DEM’s “political consciousness” calculation, and DEM’s approach feeds Ankara’s concerns about “status”…
Turkey’s “concerns” about the area that will be defined as “External Kurds” are not new. The reflections of every “status” gained abroad made Ankara nervous… The chaotic environment in the region fed this concern. Because the calculations of the global power centers that were playing with the region were designed according to scratching the wounded areas.
The problem was that neither we nor our geography were capable of treating the wounded areas.
Was the Federal Kurdish Administration formed in Northern Iraq a problem for Iraq or for us? We are just now in the normalization phase.
It is as if Syria has become more of an “internal problem” than Iraq. It is an “internal problem” but it is also a problem with an international dimension that is no less shocking. There are so many areas of debate…
For example, if we take the "definition of nation" voiced by Bahçeli, which is assumed to encompass all ethnic identities in Turkey, even the issue of how it will take on flesh and blood in Syria does not seem to be an easy area of persuasion.
You know, Bahçeli had a saying, “Let’s make the de facto legal”, but in another area, in the international environment, others say the same thing… The issue is about power. Islamic countries, including Turkey, have not been able to show the determination to take matters into their own hands for quite some time now. This is the reason for the misery of our region…
Relations with Russia and Iran are no longer the waves we surf in tensions with the US and the West. It can be said that what is happening in Syria is one of the toughest tests for Türkiye.