Rahmetli annem ve babam ahir ömürlerinde Volkan Konak'ın Cerrahpaşa türküsünü dinler dinler ağlardı.
"Herkesun bir derdi var / Durur içerisinde..." sözleriyle birlikte içlerindeki dert yangını adeta bir volkan gibi patlar, gözyaşlarına boğulurlardı.
Demem o ki, Volkan Konak her yaştan, her kültürden insanın yüreğine dokunan türküler yaptı.
Lakin benim gözümde en önemlisi, "Babasız olanlara baba olamam ama amca olurum..." diyerek 55 yetim çocuğa kol kanat germesi, okutmasıydı.
Yetim yeğenlerinin malına çöken onca dinsiz/ imansız amcayı ve namaz kıldıkları hâlde yetimleri itip kakan bilumum ham yobaz/kaba softayı aklınıza düşürseniz söz konusu "erdemi" neden bu denli önemsediğimi anlarsınız. (Kuran'da, Maun Suresi'nde "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar yetimleri itip kakarlar" manasında ayet vardır.)
Volkan Konak, Karacaoğlan gibi "Üryan geldim gene üryan giderim..." diyen meşrebe sahip olduğu için yetimlere merhamet etmek ona nasip oldu. Yoksa Kârûn kadar zengin olursun ama kimsesizlere zerre miskali yardım etmek nasip olmaz.
Merhamet hasleti çok büyük nasiptir. Ki merhamet etmeyene merhamet edilmez.
***
Volkan Konak'ın vefatının ardından az sayıda da olsa "geberdi" diyenlere muttali olunca, sosyal medya hesabımdan vakitlice tepkimi şöyle dile getirdim: "Anneciğim 'Kimsenin ölmesini istemeyin, her ölen kendi yerini doldurur' derdi. Ölüm bir intikam değildir, herkesin başındadır. Sevmeseniz de kimsenin ardından 'gebermiş' demeyin. Öleni sevmeseniz de sevenlerini ve yakınlarını düşünün..."
Şuncağızın da altını çizeyim: "Geberdi" diyenlere iktidarı destekleyen çevreler rağbet göstermedi, hatta "Atatürk düşmanı" veya "Siyasal İslamcı" diye yaftalanan sosyal medya fenomenleri bile karşı çıktı.
Fakat kimi entegristler "geberdi" demekle kalmadı, cenaze namazının da kılınmamasını, "vasiyeti" üzerine yakılmasını istediler. Vasiyet dedikleri de şu sözleriydi: "Siz sevenlerime vasiyetimdir, ne olur ben ölünce gömmesinler beni toprağa. Yaksınlar benim tüm bedenimi. Ve bir kutuya koyup Karadeniz'imin üstüne bir helikopterle savursunlar tüm küllerimi. Özellikle de Trabzon'umun üstüne!"
Doğrusunu isterseniz, ilk günden beri mezkûr sözlerini vasiyet değil, bir sanatçının memleketine duyduğu sevginin metafor/eğretileme mesabesinde dışa vurumu olarak değerlendirmiştim.
Haklı da çıktım.
Nitekim, vefatından 2-3 ay önce köyünde babasının medfun olduğu ceviz ağacının altına gömülmeyi vasiyet ettiği ortaya çıktı.
Vasiyeti yerine getirildi; öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından babasının yanına defnedildi.
Şunu söylemeyi de unutmayalım: Volkan Konak, Filistin'deki katliama sessiz kalmayan az sayıdaki sanatçılarımızdan biriydi.
***
Bu ülkede ölenlerin ardından çirkin söz söylemeyi toplu ayin şeklinde FETÖ tedavüle soktu. Kutsal topraklarda umre ziyaretinde bulunduğu sırada kalp krizi sonucu vefat eden gazeteci Hasan Karakaya'ya günlerce hakaret etmişlerdi. Azgın seküler güruh da muhaliflik belasına koroya iştirak etmişti hani.
İçlerinden bir Allah kulu çıkıp da "Arkadaşlar bu kadar terbiyesizleşmeyelim" demedi, diyemedi.
Kendilerinden olmayan her yazara benzer muameleyi reva gördüler. (Hakkını teslim edeyim, bir tek Soner Yalçın, Akif Emre abime yapılan saygısızlığa sessiz kalmadı.)
Uzun lafın kısası, paşa gönüllerine uymayanı ölüsüne dirisine bakmaksızın lince tabi tutuyorlar.
O kadar ki, istedikleri sloganı atmadığı için "sıradan faşizmin" trajikomik örneklerine bir yenisini eklercesine sosyal medya fenomeni Gökhan Ünver'i linç ettiler.
Böyle riyakârlık görülmemiştir; ellerinde kalp işareti fakat tüm fiilleri mahalle baskısı, linç ve boykottan ibaret.
Allah kimseyi zillete düçar etmesin. Baksanıza, marka ve ürün boykotlarını Gazze soykırımcısı Netanyahu'nun oğlu alkışlıyor.