Türkiye’de empati kültürü zayıf. Ama her 10 yılda bir başımıza öyle ibretlik altüst oluşlar geliyor ki, ilahi bir güç bize empati yapmak için bir fırsat veriyor.
Ama genelde o muhasebe fırsatlarını, Kantçı bir ahlak anlayışı geliştirmek için değil, “Biraz da ver de biz ölek” diye kullanıyor toplumumuz.
2. diploma krizi de öyle.
Birincisi ile ikincisindeki yerler değişti. Yıllarca Erdoğan’ın diploması yok diyenler şimdi İmamoğlu’nun diplomasını savunmaya, yıllarca Erdoğan’ın diplomasını bulup göstermek için emek verenler, İmamoğlu’nun diplomasını iptal etmeye çalışıyor.
Bugünkü Türkiye’de herkesin kararlarıyla mutmain olabileceği bir hukuki merci ve kurum kalmadığı için belge bilgi, kanaat, içtihat kavgaları da çok anlamlı değil.
Ancak ortaya dökülen belge, bilgilerden kendimize bir yol bulmaya çalışabiliriz.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin “resmi belgede sahtecilik” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında Yükseköğretim Kurulu’nca hazırlanan rapor Anadolu Ajansı tarafından yayınlandı.
Raporun en çarpıcı yeri şu paragraf:
“İlgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında University College of Northem Cyprus’ın (UCNC) YÖK tarafından tanınan üniversitelerden biri olmadığı, ilgili üniversitenin tanınırlığının ancak 1993 yılında Yükseköğretim Yürütme Kurulu tarafından karara bağlandığı, ilgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında UCNC’nin yatay geçiş yapılabilecek üniversiteler arasında olmadığı anlaşılmıştır. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş, yatay geçiş kontenjanları, ilan süreleri ve yatay geçiş kabulüne dair işlemlerin Yükseköğretim Kurulu kararlarına ve usulüne uygun yürütülmediği kanaatine varılmıştır.”
Aynı saatlerde Saraçhane’de kameraların karşısına çıkan İmamoğlu’nun avukatları Prof. Adem Sözüer ve Mehmet Pehlivan ise özetle bu rapora karşı “İmamoğlu, 1990 yılında yatay geçiş yaptı. YÖK, “Girne Amerikan Üniversitesi’ni tanımama kararını 1991 yılında aldı, ilerleyen yıllarda da yürürlüğe koydu. YÖK’ün tanıma ve denklik kuralı, İmamoğlu’nun yatay geçiş müracaatından 6 yıl sonra getirilmiştir. 6 yıl sonra getirilen bir kuralı geriye yürütmeyi hukukla açıklamak mümkün değildir” dedi.
Yani ortada bir idari hukuku meselesi var.
Önemli bir idari hukukçusuna sordum:
Bir işlemi makul süre sonunda geri alabilmek gibi ağır bir sonuç doğabilmesi için mevzuatta yer alan açık bir hüküm ihlal edilmiş olmalı. Oysa YÖK, temel olarak aykırılığı 0 tarihte bu üniversitenin tanınmadığı ve Trakya üniversitesinin bir talebi doğrultusunda tanınmayan üniversitelerin yatay geçişlerinin kabul edilmemesi kararına dayandırıyor
Geçiş yapılan 1990’daki Yönetmelik’te daha önceki üniversiteyi YÖK’ün tanıması şartı yok. YÖK’ün Trakya’nın talebi üzerine yazdığı “tanınmayan üniversitelerden geçiş yaptırmayın” yazının tarihi 1992. Yani geçişten 2 sene sonra. Dolayısıyla hem o dönem mevzuatta böyle bir şart bulunmadığı, hem de YÖK’ün tanınmayan üniversiteleri yatay geçişin dışında tutma iradesini gösterdiği tarihin İmamoğlu’nun geçişinden sonra olması nedeniyle mevzuatta bulunan açık bir hükmün ihlal edildiği ya da açık hatanın bulunduğu söylenemez.”
Yani sonuç evet İmamoğlu 1988 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’ne girerken ve 1990 yılında İstanbul Üniversitesi’ne geçerken bu üniversite YÖK’ğn denklik verdiği bir üniversite değildi.
Ama o yıllardaki kurallara göre yatay geöişte denklik şartı muğlaktı ve üniversitelere bırakılmıştı.
Anlaşılan İstanbul Üniversitesi bu şartı en gevşek yorumlayan üniversite oldu.
İmamoğlu, Türkiye’deki üniversite sınavında istediği bölümü kazamayınca Kıbrıs’a gitti. Önce Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde İnşaat okumak için gitti ama sonra Girne Amerikan Üniversitesi’nin İşletme Bölümü’ne girdi.
Bunları bu kadar rahat yaptı çünkü o yıllarda bu okullar sınavsız öğrenci alıyordu.
İmamoğlu gibi 1988-1992 yılları arasında yüzlerce kişi de bu kestirme yolu kullandı. Kıbrıs’taki sınav sistemi içinde olmayan üniversitelere para vererek kayıt yaptırıp, sonra da Türkiye’deki üniversitelere yatay geçişle geçtiler.
Özellikle de İstanbul Üniversitesi’ne.
Hikaye bu. Burada varsa sorumlu bu boşluktan istifade sınavsız üniversiteye girmiş olan geçiş yapan öğrenciler değil, onları kabul eden üniversiteler.
Mevzu böyle.
Günün sonunda elimizde iki cumhurbaşkanı adayı ve iki diploma var.
Sonuçta durum eşitlenmişe benziyor.
Hukuku zorlayıp bu eşitliği bozmaya gerek yok.