Devlet Bahçeli’nin bu haftaki grup konuşmasının ana temasını ve bu ana temayı besleyen ayrıntıları yorumluyorum:
Önce Ziya Paşa’nın terkib-i bendlerinden birini hatırlayalım:
“Sâbit-kadem ol merkez-i me’mûn-ı rızâda,
Vâreste olup dâire-i havf u recâdan”
Sadeleşmiş hali şu: Umutla umutsuzluk arasında bocalamaktan kurtulmak istiyorsan, cesurane isteğinde kararlı ol.
Bahçeli sabit-kadem:
Grup toplantısında Devlet Bahçeli, ayağını yere vurarak bulunduğu yerde kararlılıkla durmaya devam ettiğini ısrarlı ve vurgulu bir üslupla tekrarladı. Kendine özgü özenle seçilmiş cümlelerinin arasından, keyfine göre tereddüt ifadeleri çıkarmaya çalışacak olan zorlama yorumlara da at koşturacak bir alan bırakmadı. “Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan” cümlesi durumu açıklamak için yeterli.
Sorgulayarak hatırlayalım:
Bahçeli’nin arkasından Efkan Ala’nın DEM Parti grup başkanvekillerin elini sıkması, AK Parti kanadı ile uyumluydu. Erdoğan’ın bu sürpriz nezaketi “Kıymetli buluyorum” demesi, karşılıklı diyalogun uyumlu bir şekilde sürdüğünü gösterdi. Ancak, Bahçeli’nin, yakın tarihimizi bir milat gibi bölen 22 Ekim konuşması, benzer karşılığı ve desteği bulamadı. Tiyatroda sanatını çok iyi konuşturarak esas oyuncunun önüne geçen yardımcı oyuncular için “iyi rol çalıyor” denir. Bahçeli meşhur konuşmasıyla bütün rolleri bir tek hamlede çalınca Erdoğan, aktif bir sessizliğe büründü. Aktif, çünkü konuşmasa da tasarruflarıyla maksadını ve durduğu yeri gösteriyor. Kayyım atamaları ve bu atamalara sahip çıkması, Bahçeli’ye cevap olarak yeterliydi.
Devlet ile hükümetin karşı karşıya geldiğini, Bahçeli’nin kalıcı millî menfaatleri veya bilindik ifadeyle beka sorumlularını, kısaca devlet kanadını temsil ettiğini söylemiştim. Ana tartışma konusunun da Suriye, özellikle Kuzey Doğu Suriye’deki PKK-PYD sahipliğindeki Kürt otonomisi olduğunu söyleyenler var. Yalnız Erdoğan bu karşılığı da veremiyor.
Bahçeli kayyım meselesini es geçmedi. Sahip de çıkmadı, karşı da durmadı. “Geçici olarak görevden alınmaları” nitelemesi ile durumu yumuşattı. Bu hararetli tartışma konusunda topu çevirerek Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmadı, hamlesini boşa da çıkarmadı.
ABD’ye yeni bir perspektif:
Meselenin bu olduğu Bahçeli’nin, Trumph’ın seçim zaferini bahane ederek, Suriye üzerinden ABD’ye daha ölçülü ve diplomasi diline uygun nispeten sıcak mesajlar vermesinden anlaşılıyor. “Sıcak mesaj” dediğim, diyaloga açık ve ortak menfaatlere yapılan vurgulardan ve sorulan sorulardan ibaret.
Ülke menfaatlerini esas alan stratejik işbirliği vurgusu da öyle.
Bahçeli’nin ele aldığı Türk birliği meselesi, MHP’nin klasik Türkçü-Turancı çizgisinin üzerinde bir bağlama yerleşiyor. Bu sefer konuyu Rusya-Ukrayna savaşı, Çin’in jeopolitik sıçramaları çerçevesinde, ince ayarlı apayrı bir sorun olarak değerlendirmek gerekir. Her şey her şeyle ilgili, Bahçeli’nin başlattığı asıl açılımının arkasında, ABD’ye yönelik mesajlarının arasında bu konu da yer alıyor.
Asıl mesele
Kişisel suçlama içerirse söz polemik olur, niyete ve eyleme yönelik eleştiri olursa diyalog sınırları içinde kalır. Bahçeli’nin, “gelecek seçimin değil, gelecek nesillerin hesabı” vurgusu, polemiğe daha yakın duruyor. Bahçeli Erdoğan’ı inceden inceye kişisel hesaplarını her şeyin üzerine koymakla itham ediyor. “Günü kurtarmak değil, geleceği inşa etmek” muhalefete söylenecek söz değil. “Oy hesabı yapmıyoruz” yiğitliği de, “gövdesini dağın altına koyan” bir fedakârlık kontrastı oluşturuyor. Kiminle? Muhatabı iktidarın büyük ortağı.
Ve tam bu sözleri söylerken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bin yıllık sahibi ve geleceğin aslî sorumlusu sıfatıyla konuşuyor.
Öbür taraftan Cumhur İttifakı’na sahip çıkıyor, daha doğrusu Erdoğan’ı ittifakın devamına dair şartlar konusunda uyarıyor. Ona bir cankurtaran simidi atıyor.
Bahçeli sabit kadem.
Erdoğan masaya -kayyım tayini gibi- sadece bir kart fırlattı. Henüz elini açık etmedi. Mesele Suriye’ye operasyon ise, kapılar kapalı görünüyor.
Sonuç: Bilek güreşi devam ediyor.
Şahsî yorumum şu: Bahçeli, Erdoğan’ın bileğini masaya yapıştırmak üzere.
I am commenting on the main theme of Devlet Bahçeli's group speech this week and the details that feed this main theme:
First, let's remember one of Ziya Pasha's compositions:
“Be steadfast and steady in the centre of contentment,
"Being left in the circle of fear and hope"
To put it simply: If you want to avoid wavering between hope and despair, be determined in your courageous desire.
Garden fixed-step:
In the group meeting, Devlet Bahçeli, stamping his foot on the ground, repeated in an insistent and emphatic tone that he continues to stand resolutely where he is. He did not leave any room for forced comments that would try to extract hesitation expressions from his carefully selected sentences that were unique to him. The sentence, “Let those who turn back turn, we will not turn back from our path” is enough to explain the situation.
Let's remember by questioning:
Efkan Ala shaking hands with the DEM Party group deputy chairmen after Bahçeli was in line with the AK Party wing. Erdoğan’s surprise courtesy of saying “I find it valuable” showed that the mutual dialogue was continuing in harmony. However, Bahçeli’s October 22 speech, which divided our recent history like a milestone, did not find a similar response and support. In theater, it is said that supporting actors who speak their art very well and get ahead of the main actor “play a good role”. When Bahçeli stole all the roles in one move with his famous speech, Erdoğan fell into an active silence. Active because even if he does not speak, he shows his purpose and where he stands with his actions. The trustee appointments and his support for these appointments were enough as a response to Bahçeli.
I had said that the state and the government were facing each other, that Bahçeli represented permanent national interests or, in common parlance, those responsible for survival, in short, the state wing. There are those who say that the main topic of discussion is Syria, especially the Kurdish autonomy under the ownership of the PKK-PYD in North East Syria. However, Erdoğan cannot give this response either.
Bahçeli did not ignore the trustee issue. He did not support it, nor did he oppose it. He softened the situation by describing it as “temporary removals”. He did not corner Erdoğan by passing the ball on this heated debate, and he did not waste his move.
A new perspective on the USA:
That this is the case can be understood from Bahçeli’s more measured and relatively warm messages to the US via Syria, using Trump’s election victory as an excuse. What I mean by “warm messages” is the emphasis on dialogue and common interests, and the questions asked.
So is the emphasis on strategic cooperation based on national interests.
The issue of Turkish unity that Bahçeli addressed is placed in a context above the MHP's classical Turkist-Turanist line. This time, the issue should be evaluated as a completely separate issue with fine tuning, within the framework of the Russia-Ukraine war and China's geopolitical leaps. Everything is related to everything, and this issue is also included behind Bahçeli's main initiative and among his messages to the US.
The main thing is
If it includes personal accusations, the statement becomes a polemic; if it criticizes intentions and actions, it remains within the boundaries of dialogue. Bahçeli’s emphasis on “not the next election, but the future generations” seems closer to polemic. Bahçeli subtly accuses Erdoğan of putting his personal calculations above everything else. “Not saving the day, but building the future” is not something to say to the opposition. The bravery of “not calculating votes” also creates a contrast of self-sacrifice that “puts its body under the mountain”. Whom? The person he is addressing is the government’s big partner.
And as he says these words, he speaks as the thousand-year owner of the Republic of Turkey and the primary responsible person for the future.
On the other hand, he is supporting the People's Alliance, or rather, he is warning Erdoğan about the conditions for the continuation of the alliance. He is throwing him a life buoy.
Fixed step with garden.
Erdoğan has thrown only one card on the table - such as the appointment of a trustee. He has not yet revealed his hand. If the issue is an operation in Syria, the doors appear to be closed.
Result: Arm wrestling continues.
My personal opinion is this: Bahçeli is about to pin Erdoğan's wrist to the table.